Cumartesi, Kasım 30, 2013

Zihin

Zihin bizim merkezi duyumuzdur. Görme, işitme, tat alma, dokunma ve koklama beş duyumuz
sürekli bilgi toplar ve bunları zihne gönderir. Zihnimiz bu gelen bilgiyi bizim dünyaya bakış açımıza göre ve hayattaki hedeflerimize göre kabul edilemz olarak iki kategoriye ayırır. Eğer biz bu dünyayı bir keyif alma aracı olarak görüyorsak ya da buna eğilimliysek zihnimiz duyularımıza zevk veren şeyleri kabul edecek ve zevk karşıtı herşeyi reddecektir.
Fakat bu maddi dünya sonsuz, bizim kontrol edemeyeceğimiz, tahmin edilemez hoşluk ve hoşnutsuzluk ortamlar karışımıdır. Geçici zevklere olan arzumuzun temelinde kararları zihnimize bıraktığımızda mutluluğumuzun hiç garantisi yoktur. Maddeyle çevrelenmiş bir zihin bizi kalıcı mutluluğa götüremez. Bunun için zihinlerimizi daha yüksek bir dünya görüşü temelinde kararlar verebilmesi için eğitmeliyiz.Yaptığımız her şey ve sonuçta başımıza gelen her şey hafıza suretinde zihnimizde depolanmaktadır. Zihnimizdeki izlenimler dünyaya bakış açımızı ve tavırlarımız etkiler. Bizim tavrımız zihnimizdeki daha ileri izlenimlerin sonuçlarıdır. Bu etki ve tepki döngüsü ya da karma Tanrı'nın temsilcileri ve kutsal metinler gibi zihnimizin maddi bildirimlerinden daha yüksek otoriteleri takip etmeye başlayana kadar devam eder. 
Bhagavad Gita'da Krişna'nın açıkladığı yoga sistemi özellikle Yüce Kişiye medite olarak ve zihnimize daha üstün bir bakış açısı vererek hayatımızı huzurlu hale getirmek için bir araçtır. Kutsal metinler Kirşna Bilincinin tüm mental aktivitelerin mükemmeliyeti olduğunu söyler. Zihin bu şekilde kontrol edildiğinde bizim en yakın arkadaşımız olabilir ve bizi hakiki mutluluğa götürür. O zaman biz bu dünyadaki acı ve zekin geçici gel-gitlerinden etkiklenmeyiz.
Krişna zihni kontrol etmenin kolay olmadığını söyler. Fakat bu pratik ve fedakarlıkla mümkündür. Her şey gibi zihnimiz de nihai olarak Mutlak Gerçek, Yüce Şahıs, Krişna'nın bir parçasıdır. Bu sebeple zihnimizi Yüce'ye özellikle de Krişna'nın isimlerini ve aktivitelerini duymak ve söylemeye odakladığımızda, zihnimiz de spiritüel olarak hareket etmeye başlar. O zaman spiritüel ilerlememize yardımcı olacak şeyleri kabul etmek ve olmayacakları reddetmek bir alışkanlık haline gelir. Huzurlu bir varoluşun keyfini çıkarır ve maddi zevk fikrinden uzak durarak, doğal olana ruh benliğin  ebedi zevklerine cezp oluruz.  
Çoğunlukla bilindiği şekilde ölerek maddi bedeni terk ettiğimizde hayatımız boyunca zihnimizin geliştirdiği bir sonraki durağımıza gideriz. Eğer hayatlarımız Krişna bilinciyle eğitildiyse varlığımızın endişesizliğin yeri, Vaikuntha olarak da bilinen  spiritüel dünyaya geri dönüşü için tüm olanaklar mevcuttur. Orada bu dünyanın sunamadığı devam eden mutluluğu buluruz.

Sevgilerimle,
Nrismha Krsna das

Cuma, Kasım 29, 2013

Şrimad Bhagavatam 1.Kanto ve Krişna Kitabı


Vedik Metinlerin ana dilimizde ne kadar az bulunabildiğini söylememe gerek yok. Hele hele güvenilir kaynaklardan olanların Türkçesini bulmak çok çok zor. Ne mutlu bize ki, Şri Şrimad Şrila Prabhupada'nın eşsiz çalışması vedik felsefe ve vedaların kreması olarak kabul edilen Şrimad Bhagavatam serisinin 1.Kantosunu 3 bölüm halinde ve 10. Kantonun öyküsel bir özeti olan Krişna Kitabı Türkçe olarak basıldı. Yani 4 yeni kaynak ana dilimzde meraklı okuyucularıyla buluşmayı bekliyor. Yeni kitapları Nişantaşı'ndaki merkezimizden alabilir ya da posta yoluyla adresininize yollayabiliriz. Bunun için benimle nrsimhakrsna@yahoo.com e-mail adresi üzerinden temasa geçebilir ya da 0532 5097196 numaralı telefondan görüşebilirsiniz.


Şrila Prabhupada ki Jaya!
Sevgilerimle,
Serhat

Pazar, Mart 10, 2013

Japa Meditasyon


Hepimizde bir sevme eğilimi var. Bu ruh için çok doğal olan bir şeydir. Ruh can Krişna’yı sever.

Koşullu var oluşta bu sevme eğilimi yanlış yönlendirilmekte, yönetilmekte, anlaşılmakta ve kullanılmaktadır. Kalplerimiz maddi enerji ile temasta olduğu için katılaşıyor ve kendi arzumuzla Krişna’dan uzaklaşıyoruz.

Kali Yuga çağında ruhun hissettiği baskın Tanrı sevgisini uyandırmanın yöntemi kutsal isimleri söylemektir. Kutsal isimler kalbi temizler ve açar. Mantra söylemek bu yöntemdir.
Mantra söylemek bir duadır. Krişna’ya onunla bir ilişkiye sahip olmak için yapılan bir dua. Maha Mantra “lütfen beni Senin hizmetinde meşgul et” anlamına gelir. Krişna’nın hizmetinde olabilmek için Krişna ile ilişkide olmanız gerekir. Bizler hizmetkarız. Biz Krişna ile hizmetkar olarak ilişkideyiz. Japa uygulaması yaptığımızda aslında Krişna’dan O’nunla ilişkide olabilmemiz için izin istiyoruz.
Krişna tüm canlı varlıkların arzularını yerine getirir. Kalbimizde ne arzu var ise Krişna bunu bilir. Japa meditasyonu yaptığımızda kaplerimizi açma arzusu olursa bu bize Krişna ile olan ilişkimizin yeniden canlanmasında yardımcı olur. Bu uygulamada sadece mantra söylemiyoruz, aynı zamanda yakarıyoruz.
Kalbi bu şekilde yönlendirerek adanmayı da mantra içine katarsak japa uygulaması daha da kuvvetli olur. Şöyle düşünün: Bir şeyin çok olmasını istiyorsunuz ve bunun için dua edeceksiniz. Bunu nasıl yaprdınız? Duanız sırasında aynı anda 20 farklı şey düşünürken sıradan bir şekilde onu istediğinizi mi söylerdiniz? Bence hayır. Gerçekten isterseniz, ona odaklanır ve tüm kalbinizle duanızda isterdiniz.
Koşullanmış durumda Krişna’yı bu şekilde istemek çok zordur. Tüm diğer şeyleri arzulauyoruz ve kalplerimizi onları elde etmek için yönlendiriyoruz. Spiritüel hayat hakkında daha ciddi olmaya başladıkça hayatlarımızdaki maddi şeylere karşı arzular azalır. İnce şeylere daha fazla ilgi duymaya başlarız. Hepimizin arzuları var. Bu arzularımızı kalbimizden içtenlikle dua ederek Tanrı aşkı için yönlendirebiliriz.
Yine de hepimizin Krişna’yı sevme arzusu var. Mantra söylediğimizde kalplerimizi Krişna’ya açmaya odaklanarak O’nunla ilişki kurmak için dua edebiliriz. Mantrayı söylerken bunu sahip olduğunuz samimiyet ve adanma ile Krişna’ya dua haline getirin. Arınmaya istekli olun. Krişna’yı sevmeye istekli olun. Maddi bağımlılıklardan kurtulmaya istekli olun. Bu isteklilik kendiliğinden Krişna’yı sevme arzusunu doğuracaktır. Bizler Krişna’yı sevme azrumuzda saflaşana kadar bu aşk isteklilik olarak ortaya çıkacaktır.
Krişna, Sana teslim olmayı istiyorum. Sana hizmet etmek istiyorum. Seni sevmeyi istiyorum. Arınmayı istiyorum. Maddi bağımlılıklarımdan kurtulmayı istiyorum. Seninle olan ilişkimi geliştirmek istiyorum.
Bu arzu japa meditasyon yaparken Krişna’ya dua formunu alır. Bizler sadece istekli olarak kalplerimizi bunun içine sokmalıyız.
Japa meditasyon adanma, aşk, ve kalbten gelen istekle yapıldığında çok daha etkilidir.


Söyleyin ve mutlu olun:

Hare Krishna, Hare Krishna, Krishna Krishna, Hare Hare
Hare Rama, Hare Rama, Rama Rama, Hare Hare

Yakında Japa meditasyon atölyelerimiz başlayacak. Duyurularımızı takip ediniz.  


Sevgilerimle,
Serhat

Pazar, Şubat 17, 2013

Samosa (Hint Böreği) Tarifi


Bugün sizlerle Govinda İstanbul açıldığından beri menümüzde bulunan ve en sevilen tabaklarımızdan birisi olan samosanın tarifini paylaşmak istiyorum. İsterseniz yağda kızartmak yerine, fırında pişirilebilir bir tariftir. Verdiğim tarif vegandır yani içinde hiç bir hayvansal malzeme yoktur. Üşenenler samosa menüsünü Govinda İstanbul'da 10 TL ödeyerek  deneyebilirler. www.govindaistanbul.com 


İç malzeme:
2 kap 0,5 cmlik küpler halinde doğranmış patates
1 kap taze bezelye içi
1 çay kaşığı kimyon tohumu
1 çay kaşığı rezene tohumu
1 çay kaşığı cemenotu tohumu
1 adet 3.75cm boyunda çubuk tarçın
1 çay kaşığı kişniş
3 çorba kaşığı sıvı yağ
1 çay kaşığı zerdeçal
2 kap ince karnabahar çiçekleri
2 çorba kaşığı tohumları alınmış ve doğranmış yeşil biber
2 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil
2 çorba kaşığı rendelenmiş hindistan cevizi
½ çay kaşığı asafetida tozu (şeytan tersi)
½ çay kaşığı arnavut biberi tozu
1 çay kaşığı garam masala
2 çay kaşığı tuz
1 çorba kaşığı limon suyu
2 çorba kaşığı dövülmüş, kavrulmus tuzsuz fıstık
2–3 çorba kaşığı doğranmış taze kişniş yaprağı
Kızartma için sıvı yağ


Hamur:
3 kap un
2 cay kaşığı tuz
½ bardak sıvı yağ
¾ bardak ılık su



İçi hazırlamak için:
Patatesler ve bezelyeleri farklı küçük tencerelerde yumuşayıncaya kadar haşlayın. Suyu süzün ve sebzeleri bir kenara alın.
Kimyon, rezene, çemen otu tohumları ve çubuk tarçını bir baharat ya da kahve öğütücüye koyun ve toz haline gelene kadar çekin. Bu çekilmiş baharatlara toz kişnişi ekleyin ve bir kenara alın.
1/3 bardak yağı 3250 ml’lik bir tavaya, ya da derin bir kızartma tavasına orta ateşte koyun. Yağ kızınca zerdeçal tozunun ve karnabahar çiçeklerinin yarısını tavaya koyun. Karnabaharı bir iki kere çevirerek hafif altın sarısı rengine gelene kadar kızartın.Delikli bir süzgeç kepçe yardımıyla karnabaharları tavadan alıp küçük bir kaba koyun. Sonrasında kalan karnabaharları da kızartın.

Sıcak yağ hala tavadayken ısıyı düşürün. Tavaya biber ve zencefili koyun ve bir iki dakika aromasını verene kadar soteleyin. Rendelenmiş hindistan cevizini ekleyin ve hafif altın sarısı rengini alana kadar karıştırarak kızartın.  baharatlar ve ilave olarak arnavut biberi tozu, kalan zerdeçal tozu, garam masala, tuz, şeker, limon suyu, fıstık ve taze kişniş yapraklarını tavaya serpin.
Güzelce karıştırın, sonrasında dikkatlice bezelyeler, patatesler ve kızarmış karnabahar çiçeklerini ekleyin. Her şeyi iyice karışana kadar dikkatlice kombine edin. Hazır olan samosa içini soğumak üzere bir kenara koyun.

Hamuru hazırlamak için:
Un ve tuzu büyükçe bir karıştırma kabında birleştirin. Sıvı yağı da ekleyin ve parmak uçlarınızla karışım tamamen birleşene ve ekmek kırıntılarına benzeyene kadar ovalayın.
3250 ml ılık suyu ekleyin ve yoğurmaya başlayın. Kalan suyu azar azar hamur yapışmaz, yoğrulabilir ve orta yumuşaklıkta bir hale gelene kadar ekleyin. 8 dakika boyunca ya da hamur ipeksi yumuşakliğa ve esnekliğe gelene kadar yoğurun. Bir kumaş parçası ile üzerini örtün ve 30-60 dakika bir kenara dinlenmeye bırakın.

Samosaları hazırlamak ve pişirmek:
Samosa içini 24 çorba kaşığı boyutunda parçalara bölün.
Hamuru elden geçirip yoğurun ve 40 cm boyunda bir halat boyutunda rulo hale getirin. 8 eşit parçaya kesin. Her bir hamuru düzgün bir topa şekillendirin. Her seferinde bir parça hamur üzerinde çalışarak topları yassılaştırın. Sonrasında hafifçe unlanmış bir yüzey üzerinde 16,5 cmlik ince birer disk elde edin.
Yuvarlak şekillenen hamurları eşit büyüklükte üçgenimsi dilimler elde etmek için üç parçaya kesin (üçgenlerin bir tarafı yuvarlanacak). Bir parmağınızı suya batırın ve hamurun tüm kenarlarını ıslatın. Hamurun bir bölümünü havaya kaldırın ve diğer iki kenarı bir koniye şekillenecek gibi birleştirin. Hamurun kapanmasının çok güvenli olması şarttır. Aksi takdirde samosa içi kızartma süresince boşalacaktır.
Bir porsiyon içi hamurun dörtte üçünü kaplayacak şekilde koni içine doldurun. Hamurun iki açık kenarını bir araya getirin ve çok güvenli bir şekilde birleştirin. Piramit şekilli bir hamur elde etmeniz gerekiyor. 24 tane samosayı aynı şekilde doldurun.
6.5–7.5cm yüksekliğinde yağı 185 C’de derin bir tavada yüksek ısıda kızartın. Bir seferde 4 ya da 6 (veya tavanızın büyüklüğü elverdiğince) samosayı yağa atın ve 4-5 dakika altın sarısı rengini alana kadar kızartın.
Samosaları yağdan alın ve kağıt havlu serilmiş bir yüzeye koyun. Bu işlemi tüm samosalar için tekrar edin ve sıcak ya da ılık olarak servis yapın.

Afiyet Olsun!

Sevgilerimle, Serhat Şen 

Pazar, Aralık 16, 2012

Spiritüel Ekoloji

Her canlı varlık doğal olarak zevk peşinde koşar ve kalbin gerçek hazzı aşkın hazzıdır. Bu evrensel olarak herkeste ortak olan bir seydir. Herkes aşkın hazzını arar. Bu deneyimin kökeni ise ruhun Tanrı'ya olan sevgisidir. Tanrı’ya olan sevgimizi unuttuğmuzda bu deneyimi birçok farklı yönlerde ararız fakat asla tamamıyla tatmin olmayız. Fakat sevme eğilimimiz tüm sevginin yüce objesi, tum canlı varlıkların cezbedicisi Rabbiyle sükunet içinde olduğunda gerçek tamamlayıcı ve ebedi hazzı buluruz.
Hayatlarımızı değiştirmemiz gerekmiyor. Bilincimizi her ne yaparsak yapalım bizi Tanrı’ya adanmayla birleştirecek bir bilince dönüştürmeliyiz. Dünyadaki en büyük problem kalplerimizdeki ekolojinin kirliliğidir. Bu ekolojiyi temizlemek için kendimizi şehvet, kıskançlık, açgözlülük, kibir, yanılgı ve öfkeden özgürleştirmemiz gerekir. Bu kesinlikle gereklidir. Çünkü kendi kalbimizdeki problemi çözmezsek o zaman bu dünya içindeki problemin bir parçası olacagiz. Tüm spirituel yolların evrensel ilkesi Tanrı’nın isimlerini zikrederek, dua ederek ve yeteneklerimizi adanma ruhunda kullanarak kalbi temizlemektir.  Bu şekilde kendi kalplerimizi temizleriz ve dünyanin spiritüel ekolojisini temizleyebiliriz - Radhanath Swami

Salı, Kasım 06, 2012

Bhagavad Gita Okumanın Önemi


Her Pazar günü Govinda İstanbul’da 18.30'da Bhakti Yoga programları düzenliyoruz. Yaklaşık 1,5 senedir düzenli olarak yaptığımız bu programların en önemli bölümlerinden birisini “Bhagavad Gita As It Is” okumaları ve arkasından yaptığımız sohbet oluşturuyor. Bhagavad Gita’yı olduğu gibi okumak ve anlamak çok önemlidir. Peki neden Gita okuyoruz? Aklıma gelen küçük bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim:

Yaşlı bir çiftçi torunuyla beraber dağların yamacında bir çiftlikte yaşamaktaydı. Büyükbaba her sabah çok erken kalkıyor ve mutfak masasında Bhagavad Gita okuyordu. Torunu dedesini taklit etmek istiyordu ve onun gibi olmak için elinden geleni yapıyordu.
Bir gün torunu dedesine sordu: "Dedeciğim! Ben de senin gibi Bhagavad Gita okumaya çalışıyorum ama bir türlü anlamıyorum ve anladıklarımı da kitabın kapağını kapatana kadar unutmuş oluyorum bile. Ne yapayım da okuduklarım işe yarar bir hal alsın?”

Büyükbaba sobaya kömür attıktan sonra torununa dödü ve şöyle dedi: "Bu kömür kovasını al ve nehire git ve oradan bana bir kova su getir.”

Torunu dedesinin söylediğini yaptı fakat eve ulaşmadan önce kovadaki bütün su yere dökülmüştü. Dedesi güldü ve “Bir dahaki sefere daha hızlı olmalısın” dedi ve torununu kovayla birlikte tekrar nehire gönderdi.

Bu sefer çocuk daha hızlı koştu fakat kova yine eve varmadan önce boşalmıştı. Nefes nefese dedesine bu kovayla su getirmenin imkansız olduğunu söylerek bir maşrapa aldı. Bunu gören dedesi “ben suyu maşrapada değil, kovada istiyorum. Sen sadece yeterince denemedin.” dedi. Ve troununu izlemek üzere kapının dışına çktı.

Bu noktada çocuk yaptığının imkansız bir şey olduğunu biliyordu fakat yine de dedesine ne kadar hızlı koşarsa koşsun sutyun eve varmadan döküleceğini göstermek istiyordu.

Çocuk tekrar kovayı nehre daldırdı ve hızla koşmaya başladı fakat dedesinin yanına geldiğinde kova yine boşalmıştı. Nefesi kesilerek, “Dedeciğim gördün mü? İşe yaramıyor işte!” dedi. Dedesi kovayı işaret ederek, “İşe yaramadığını mı düşünüyorsun?” dedi.

Çocuk kovanın içine baktı ve o ana kadar görmediği bir şeyin farkına vardı. Kapkara olan kovanın içi ve dışı tertemizdi.

Dedesi babacan bir eda ile, "İşte evlat, Bhagavad Gita okuduğunda olan şey bu. Sen bir şey anlamayabilir ya da hatırlamayabilirsin fakat okudukça değişeceksin. İçin ve dışın değişecek. Tıpkı o elindeki kova gibi. Krişna’nın hayatlarımızdaki rolü budur.”

Ben şahsen her gün Gita okumaya gayret ediyorum. Haftada bir kez de bunu beraber yapmak da çok keyifli oluyor. Ardından yapılan meditatif bhajanlar ise gerçekten günün cilası oluyor. Kim bilir bir gün belki siz de bizimle olursunuz. Bilmeyenler için Govinda İstanbul adresi:

Govinda İstanbul
Adres - KM Çelebi Mah. İpek Sokak No.15 Beyoğlu
Telefon - 212-2524015
E-posta info@govindaistanbul.com

Sevgilerimle,
Nrsimha Krsna das

Perşembe, Ağustos 16, 2012

Vedaların Tarihi ve Geleneksel Kaynağı



Şu şekilde sorulabilir, Vedalar nereden meydana çıktı? Kaynağı nedir? Vedaların tarihi nedir? Nasıl bölümlendirildi? Vedaların içinde neden takip etmek için farklı yollar varmış gibi gözüküyor?

Başlangıçta bu soruları cevaplamanın iki yolu vardır: Birisi, Vedaların ne zaman ortaya çıktığına ilişkin bazı modern düşünürlerin ve tarihçilerin sunmuş olduğu teorileri dikkate almaktır. İkinci yol ise, Vedik edebiyatında kendisinin sunduğu gibi geleneksel hesaplamayı dikkate almaktır.

Birçok modern tarihçinin tutunduğu iddia, İ.Ö 2000 yılında Hindistan'ı işgal eden Aryanlar'ın Hint kültürünün ve Vedik geleneklerinin kurucusu olduğudur. Aryanlar'ın Rusya’nın güney bölgesinden, bir yerden geldiklerini ve Vedik ritüelleri ve gelenekleri beraberinde getirdiklerini söylerler.

Bununla birlikte bu teori, etki ettiği kadar tutulmamıştır. Örneğin, Indus Vadisinin kültürü Aryanlar ın, İ.Ö. 3500-2500 yılları arasında istila ettiği ve geliştiği yer olarak bilinmektedir. Harappa ve Mohenjo-daro iki ana şehirdi. Harappa’da yapılan arkeolojik kazılardan, bir çok bulgu, Hinduizm sonrası birçok görüşün, daha eski zamanlarda Indus Vadisi kültürünün zaten bir parçası olduğuna işaret eden kanıtlar vermektedir. Öyle ki, meditasyonda oturan bir yoginin imgeleri, bununla birlikte Rab Şiva’ya benzer bir çok tanrı figürleri bulunmuştur. Ayrıca, Vedalarda o zaman insanlarının en yüksek spiritüel ilerlemeyi elde etmesi için bahsettiği bir yöntem olan tapınak ibadetinin günlük yaşamda büyük bir rol oynadığının kanıtları da bulunmuştur.

Indus Vadisi'nin uçsuz bucaksız bir alanı kapladığını ve o toplumun kültürel özelliklerinin uzun bir zaman hizmet vermeye devam ettiğini düşünürsek, o zaman, nasıl oluyor da bugün Indus Vadisi insanlarının ilk-Aryan dili bilinmeden, var olduğuna dair hiçbir iz bırakmadan yok oluyor? Belki, ilk-Aryan dili gerçekte hiç var olmadı. Eğer var olmadıysa, Aryanlar’ın işgal ettikleri yerlere, Vedik kültürünü beraberlerinde götürdükleri farz ediliyordu. Belki de, gerçekte hiç Aryan istilası olmadı; olmadıysa da vaziyet, en azından bazı bilginlerin düşüneceğine benziyor.

Ayrıca, bir çok düşünür ilk Vedik şarkılarının İ.Ö 1500 tarihi öncesine ait olduğunda birleşirler. Bunun anlamı da, işgalcilerin Vedik kültürünü beraberinde getirmiş olmasının gerekmemesi, en azından hepsi olmasa da en eski Vedik kitaplarının, herhangi bir işgalciden önce, zaten var olmasıdır.

Şimdi, sağduyumuzdan başka bir şey kullanmayıp, diğer bir noktayı hesaba alalım. Genellikle Lord Buddha'nın yaklaşık 2,500 yıl önce ortaya çıktığı kabul edilir ve biliyoruz ki Lord Buddha Vedalara karşı bir öğreti sunmuştur. Bu yüzden Vedalar, o tarihlerden önce varolmuştu, yoksa Lord Buddha nasıl onlara karşı yaygınlaştırma yapardı?

Gerçekte Lord Buddha'nın artık kabul etmemesinin sebebi, Vedik takipçilerinin liderlerinin bir çoğunun, Vedaları artık doğru bir şekilde takip etmemesi ve suistimal etmeleriydi. Her tarih öğrencisi, suistimal edilen bir şeyden sonra, gelişmiş bir şeyin geldiğini bilir. Böylece, kötüleşme 2,500 yıl önce en uç noktaya ulaşmış, insanlar Buddha’nın öğretilerine kucak açmışsa, sonra, net bir şekilde yozlaşma yüzlerce yıl devam etmiştir. Vedaların oldukça ileri bir felsefe biçimi olması, onların çoktan varolmuş olduğu ve binlerce yıl öncesinden oldukça yaygın olduğunu işaret eder. Bu sebepten Vedaların ne kadar eski olması gerektiğini kolayca anlayabiliriz.

Yukarıda bahsedilen noktaları hesaba katarak, bu zamanda, Vedik insanlarının göçü ve evleri veya Vedaların orijinal olarak nerede ve ne zaman ortaya çıktığı arkeolojik olarak ispatlanamayacağını söylemek daha güvenli olur. Bunun yanında, 1700 ve 1800 yıllarında Vedik edebiyatını ve kültürünü, bazı barbar, aşağı ve yeni olarak ilk tanımlayan, Hindistan’daki, İngiliz Sanskritçilerini ve eğitimcilerini unutmayalım.

Onlar, farklı Vedik kitapların yazıldığı zaman üzerinde kitapların içeriği ve yazı stillerine göre tahmini tarihleri düzenlediler. Fakat bu dikkate alınmamalı, Vedik geleneği, bir kez Vedik bilgisi bölümlendirilmiş ve farklı ciltlere yazılmış olduğunu, onların, Vedik bilgisinin o bölümün içeriğinde uzman olan, daha sonra onu, alt dallara biçimlendiren diğer kişilere aktarmaya devam eden bilgeler tarafından aktarıldığı tarif ediyor.

Nitekim, Vedaların yavaş, yavaş evrim geçirmiş olduğu gibi görünebilir eğer etkilenmiş olsalar da bir çok yazar tarafından uzun zaman periyodu boyunca değişse de, ancak gerçekte mutlak mesele bu değildir.

Ayrıca, Vedik Edebiyatının birçok yıllar boyunca palmiye yaprağının üzerine yazıldığını ve yazdıklarında, diğer kopyaları istendiğinde kopyalanmış olduklarını hatırlamalıyız. Yıllar boyunca diğer  kopyalar da tekrar, tekrar yapıldı. Yazıtların kesin geleneksel modifikasyonu kendi kaynaklarının daha güncel olduğunu düşünen bazı düşünürler tarafından yerini alacaktı. Ancak, Bhagavat Puranalar’da, Sanskrit metinler hala, artık kullanılmayan yazı biçimini içermesi, onun eski çağlara ait olduğunu doğruluyor. Her şeye rağmen, İngiliz düşünürler Puranaların yazarının insanları, onların olduğundan daha eski olduğunu düşünmeye sevk etmek için antik bir yazı kullanmış olduğunu söylediler. İngilizlerin bu teori türünü niçin öne sürdükleri, onun kadim kaynaklarını diskalifiye etme girişimleri, sadece Vedik edebiyatına karşı nasıl önyargılı olduklarını göstermektedir.

Her durumda, Vedik edebiyatını küçültmek için yapılan girişimler sadece minör etkiler yapar. Aslında, böyle metinleri değerlendirmeyle, Batı’da bir çok önemli yazarlar ve şairler, daha önceki bölümde bahsedildiği gibi, Vedik edebiyatının dünyaya mağrur bakışını görme fırsatını yakalayabilir ve gerçekten onlardan çok etkilenirler.

Böylece, Vedalar nereden geldi? Modern tarihçiler, Vedaların nasıl derlendiği ve nerede ortaya çıktığı hakkında birçok değişken teoriler sunabilir. Bizler, onların Vedik düşünce anlayışını bu fazla basitleştirme veya Vedaların değerini bile düşürme girişimlerini görebiliriz. Ancak, onlar teorilerinin hala şüpheli ve bir çok fikirlerinin detaylı kanıtlardan yoksun olduğunu kabul etmeliler. Gerçekte bir çok tarihçi bugün, tam olarak kayıtlı tarihin İ.Ö 600 yıl geri gittiğini düşünüyorlar, ve bu periyottan önceki olaylar ve hikayeler yazınlarda sadece hayal ürünü olan mitler ve efsaneler. Bu olaylara hayli dar görüşlü bir bakışın yansımasıdır. Bir çok Vedik otoriteler ve benlik idrakine varmış bilgeler geçmişte, Mahabharata ve Puranalar’da olan hikayeleri gerçeklere dayanan olarak kabul etti. Vedik öğretilerini spirirtüel mükemmellik için takip ederek, bilincin yüce mertebesine ulaştılar.
Bu sebepten, Vedaların nasıl şekillendiğinin hikayeleri anlamanın en iyi yolu, sadece Vedik edebiyatının kendisini anlatmasına izin vermektir. 

(Stephen Knapp. 1986. The Secret Teachings of the Vedas. Bölüm üç, sayfa 28-30)

Sevgilerimle, 
Nrsimha Krsna das