yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Kasım 23, 2018

Çölde bir vaha gibi: Goranga Yoga Merkezi

Bhakti için Tanrı sevgisi ya da Şrila Prabhupada’nın çevirdiği gibi Tanrı’ya sunulan adanma hizmeti diyebiliriz. Sanskrit kökü bhaj yani sevgi hizmetidir. Bhakti biz ruh canların Krişna ile olan ebedi ilişkisinin özüdür. Maddi varoluş içinde bhaktimiz maddi bilincimizle örtülmüştür ve Krişna’dan ayrı bir yöne doğru giderek bu dünyanın geçici şeylerine yönelmiştir. Bu yüzden hiç bir zaman tamamıyla tatmin olmuyoruz. Doğal bhaktimizi, bhakti pratiği yaparak uyandırabiliriz. Başka bir deyişle Krişna için olan sevgimizi O’nun için sevgiyle hareketlerde bulunarak uyandırabiliriz. Yoga bağlantı kurmak anlamına geldiğinden Krişna’ya bhakti yoga denilen sevgi dolu faaliyetlerde bulunduğumuzda bağlantı kurarız. 
Tanrı’yı seviyorum demekten çok daha fazlası var. Krişna’nın saf sevgisine bizi bhaktinin daha yüksek kademelerine götürecek olan süreçlerden geçerek erişiriz. Ne mutlu bize ki bu sürece hayatımızın her hangi bir noktasında, spiritüel yolculuğumuzun neresinde olursak olalım başlayabiliriz. 
Bu bakımdan Goranga Yoga Merkezi İstanbul’un gürültü kirliliğinin en yüksek olduğu semti Mecidiyeköy’de tıpkı çöldeki bir vahaya benziyor. Bir çok ruh canın bhakti sürecinin başlangıcına vesile oldu ve birçok ruh canı da bhaktinin daha yüksek kademelerine doğru çıkarıyor. Eminim ki Krişna’yı arayan birçok kişiyi de bu sürece başlatacak yer olacak. 
Siz de gelin ve mutlu olun…
www.gorangayoga.com

Cuma, Haziran 12, 2015

Mutlu benliğimiz!

Birçok insan mutlu olma arzusunun yaptığımız her şeyin arkasındaki temel güdü olduğu fikrine katılacaktır. Bencilce veya merhamet ve yardım etme duygusuyla yaptığımız hareketlerden tatmin olmak istiyoruz. İnsanlara hayattan beklentilerinin ne olduğu sorulduğunda genelde verilen cevap şudur: “Sadece mutlu olmak istiyorum.”
Krişna bilinci felsefesinin temel noktası gerçekte kim olduğumuzu bilmezsek mutlu olamayacağımızdır.
Yüce bilge Sanatana Goswami bu fikrini Şri Çaitanya Mahaprabhu’ya sorarken belirtmişti: “Ben kimim? Neden bu ıstırap üçlemesi (bedenim ve zihnimden, diğer canlı varlıklardan ve doğadan kaynaklanan) beni her zaman rahatsız ediyor? Bunu bilmezsem nasıl yararlanabilirim ki?” (Caitanya-Caritamrita, Madhya Lila 20.102)
Birçok kıta sonra Rab Caitanya, bilge Sanatana’ya benliğin doğasını açıklar: “Krişna’nın hizmetkarı olmak canlı varlıkların yapısal durumudur çünkü canlı varlık Krişna’nın marjinal enerjisidir ve tıpkı bir güneş ışığı veya ateşin moleküler parçası gibi eş zamanlı olarak Rab ile hem bir, hem de Ondan farklı bir oluşumdur.”
Tanrı ile adananı arasındaki bu değiş tokuş geniş kapsamlı felsefi görüşlere sahiptir. Her şeyden önce bilge Sanatana’nın sorusu hepimizin tarafından sorulması gereken sorudur. “Neden acı çekiyorum?” Aradığımız mutluluk her zaman ulaşabildiğimizin ötesinde. Bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz bir şeyleri arzuluyoruz fakat arzularımıza eriştiğimizde bu bize yeterli gelmiyor. Daha fazla bir şeylere  ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Bu sürekli tatminsizlik bizim acılarımızın bir kısmıdır.
Rab Caitanya benliğin doğasını açıklayarak neden acı çektiğimiz sorusuna cevap verir. Çünkü gerçekte kim olduğumuzu unutmuş durumdayız: Krişna’nın ebedi hizmetkarı ve O’nun parçalarıyız. Kendimizi maddi bedenlerle kimliklendiriyoruz ve acılarımız bu yanılgıdan ortaya çıkıyor. Bedenlerimiz hastalanıyor, yaşlanıyor ve ölüyor ve biz bunun bizim başımıza geldiğini düşünüyoruz.
Bütün mutluluğun kaynağı Krişna’nın bir parçası olan spiritüel varlıklar olan bizler de saf orijinal halimizde mutluyuzdur. Bu yüzden mutlu olma girişimlerimizdeki birçok hayal kırıklığına rağmen, asla bundan vazgeçmeyiz.

Bhakti yoga uygulamaları bizim hafıza kaybımızı, gerçek kimliğimizi unutkanlığımızı tedavi etmek ve varoluştaki saf halimize döndürmek içindir. Tedaviye başlamak için hastalığımız hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Sonrasında, her hasta gibi doktorun yani manevi öğretmenin tavsiyelerine uymalıyız.

Manevi öğretmen bize belirli şeyler yapmamızı ve diğerlerinden uzak durmamızı söyleyecektir. Örneğin, tıbbi tedavilerin genellikle beslenme kısıtlamaları vardır. Spritüel hafıza kaybını tedavide kullandığımız bhakti yoga sisteminde et, balık, yumurta yemeyi bırakıyoruz ve prasada diyetini kabul ediyoruz. Aynı zamanda kumar, uyuşturucu ve evlilik dışı cinsellikten uzak duruyoruz. Tedavinin bu bölümleri ise asıl ilacın etkisini arttırmayı garantiler. Asıl ilaç Krişna’nın kutsal isimlerini duymak ve söylemektir:

Hare Krişna Hare Krişna Krişna Krişna Hare Hare
Hare Rama Hare Rama Rama Rama Hare Hare
  
Mutluluk arayışında insanlar bazen kendilerine uygun bir din seçerler. Maalesef, çoğu insan dışsal faktörlere göre kuralları kabul eder ve gereksiz gibi görünen uygulamaları tavsiye eden Tanrı’ya giden yolu reddeder.
Bununla birlikte, Bhakti yoga pratisyeni olan bizler gerçek benliğimizi keşfetmemize ve tamamıyla mutlu ve tatmin olacağımız spiritüel dünyaya geri dönmemize yardımcı olacağını bildiğimiz kısıtlamaları kabul ederiz.
Sevgilerimle,
Nrsimha Krsna das (Serhat Şen)
Not: Prasada Krişna’ya sevgi ve adanmışlıkla hazırlanan yiyecek demektir.


Perşembe, Ekim 13, 2011

Sağlıklı Olmayı Etkileyen Faktörler


Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir yazıdaki bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Sağlıklı kalmak için doğa ile uyum içinde yaşamalıyız. Bu sebeple bedenlerimizdeki elementelerin doğal dengesini bozmamalıyız. Bu yaşam sanatını uygulamak için kişi önce kendisini anlamalıdır. Ayurvedaya göre her bir bireyin farklı bir yapısı vardır. Kendi kişisel Ayurvedik yapınızı öğrendikten sonra beslenmenizi, yaşam tarzınızı ve günlük aktivitelerinizi buna göre ayarlayabilirsiniz. Sağlınızı korumak ve hastalıkları tedavi etmek için kişisel yapınızı bilmek çok önemlidir.

Genellikle yapımıza tamamen zıt bir şekiklde besleniyor ya da hareket ediyoruz. Bu da bedenimizde bir dengesizlik yaratarak hastalıklara sebep oluyor.

Daha açıkça ifade edersem, sağlıklı kalmakta öenmli olan yiyeceklerle ilgili bir kaç önemli faktör vardır. Bunları yiyecek çeşitleri, öğünler arasındaki boşluklar, uyumsuz farklı yiyeceklerin birbirine karıştırılması, temizlik, uygun yemek yeme ve kişinin sindirim gücüne göre yemesi vb. şeklinde sıralayabiliriz.

Yiyecekle ilgili sağlıklı kalmayı etkileyen faktörler aşağıdaki gibidir:

* Yiyecek taze, iyi pişmiş (genel olarak), ılık, lezzetli ve sindirimi kolay olmalıdır.

* İki öğün arasında en az dört saat olmalıdır.

* Bir öğünde çok fazla yiyecek seçeneği olmamalı. Seçilen yiyeceklerin bir birine uyumsuz olmamasına dikkat edilmelidir. Örneğin, yogurt ve süt ya da dondurma ve sıcak içecek aynı öğünde birlikte tüketilmemelidir.

* Eğer yemekten sonra yorgun hissediyor ya da midenizde bir ağırlık varsa, bu uygunsuz bir yemek olduğunun belirtisidir. Sindirim gücünüze göre yiyin.

* Televizyon seyrederken veya kitap okurken yemeyin. Sakin ve hoş bir atmosferde yemek yiyin.

* Yemek çok hızlı veya çok yavaş yenmemelidir. Yiyecekleri güzelce çiğneyin.

* Meyve ana yemekle karıştırılmamalıdır. Meyveleri ya bir öğün olarak ya da iki öğün arasında tüketin.

* Yemekten bir saat önce veya sonra su içmeyin. Su ya da diğer içecekler yemek ile birlikte az miktarda içilebilir.

Uygun düzenlenmiş uyku sağlıklı kalmak için ayrıca çok önemlidir. ‘Erken yatıp, erken kalkmak’ çok değerli bir uygulamadır. Geceyaerısından önce uyumak, sonrasında uyumaktan iki kat daha etkilidir. Normal bir insan için genellikle 6 saat uyku yeterlidir. Yeterinden fazla uyumak hastalıklara sebep olur.

Kişinin yapısına göre yapılan düzenli egsersizler de sağlık için çok faydalıdır. Yoga en iyi egsersiz olarak önerilir çünkü tüm açılardan (fiziksel, zihinsel ve ruhsal) sağlımıza iyi gelir. Yoga ve Ayurveda el eledir. Bu iki bilimin amacı sağlıklı bir bedensel kondisyon ile kişiyi kurtuluşa eriştirmek veya Tanrı bilinci ile kurtuluşa daha kolay ulaştırmaktır.

Uygulamaya geçirmeniz dileği ile.. 
Nrsimha Krsna das (Serhat) 

Salı, Ekim 30, 2007

Bazen kolay, bazen zor... / Sometimes easy, sometimes difficult...

Bazen kolay, bazen zor…

Yoga merkezimizi açmamızın benim için en önemli parçalarından birisi de Türkçe öğrenmekti. :) İlk önce Taksim’deki Tömer dil kursunu düşünüyorduk, fakat orası Yeşilyurt’tan çok uzak ve eminim hepiniz bu mesafeyi otobüsle özellikle de yoğun saatlerde kat etmenin ne kadar zor olduğunu biliyorsunuzdur. Bir öğleden sonra arkadaşım Şaşi ile birlikte alışverişe çıktık: Taksim’e gitmemiz 1,5 saat ve dönüşümüz 2,5 saat sürdü. Bunu her gün yapmak zorunda olduğumu düşündüğümde, oldukça zor olacağını gördüm.


O gün öğleden sonra Taksim’e gitmek üzereyken, ironik bir şekilde Yeşilyurt otobüs durağında genç bir kız ile karşılaştık ve konuşmaya başladık. Bize kendisinin bir dil öğretmeni olduğunu ve Yeşilyurt’ta bir dil okulunda öğretmenlik yaptığını söyledi.Gözlerim yuvasında fırlayacak gibi oldu: "Gerçekten mi? Nerede?" Genç kız, "Hemen şurada" dedi ve otobüs durağının karşısındaki yola doğru hareket etti. "Burada Türkçe öğrenmek ne kadar güzel olurdu... Evimizden sadece iki dakika uzaklıkta!" şeklinde düşündüm. Sorduk ve tabii ki orada da dersler vardı ve böylece başladım. :-)

Muhterem isminde çok hoş bir öğretmenim var. Başlangıçta biraz ondan korkuyordum çünkü görünüşte çok katı... fakat sonraları çok büyük bir kalbi olduğunun farkına vardım :-) Muhterem’in benim öğretmenim olacağı kararını verdiğimizde, arkadaşım Serhat ona beni yüzünde bir gülücükle teslim etti: "O artık senin. Sizin gibi sıkı bir öğretmeni olduğu için mutluyum, öğrenmeye zorlanacak." Sonrasında Muhterem Öğretmen’e: "O çok zeki bir kız, Türkçe’yi iki ay içerisinde kolayca öğrenebilir," dedi. Ben bir şey söylemedim, sadece kafamı sallıyor, gülüyor ve: "Göreceğiz... bu o kadar kolay olmayabilir..." şeklinde düşünüyordum. Ayrıldığımızda Serhat bana bir Türk geleneği olduğunu söyledi: çocuklar okula başladıklarında, aileleri çocuklarını öğretmenlerine: "O artık sizin"diyerek emanet ederler ve ondan sonra öğretmen sorumluluğu alır ve çocuklara kendi çocuklarıymış gibi bakar.

Birkaç gün sonra derslere başladık. İlk derste alfabeyi öğrendim.
Muhterem bana sessiz harfleri öğretiyordu ve her birini sesli harflerle ba, be, bı, bi şeklinde uyguluyorduk. Muhterem her hece için ayrı bir kelime verdi: balon, bebek, bıçak, bitki vb... Dersin sonunda 160 tane yeni kelime vardı. Muhterem, "Tamam, bu yeni kelimeleri yeni derse kadar öğrenebilirsin, onları sana soracağım" dedi. Kapıdan dışarı çıktığımda, "Bütün bunların hepsini nasıl yapacağım?" şeklinde düşünüyordum. Fakat Muhterem çok iyi bir öğretmen, ne yapacağını çok iyi biliyor. Dersteyken kelimelerin söylenişini defalarca tekrar ettik ve ben sürpriz bir şekilde bu kelimelerin yarısını hatırlıyordum, bu yüzden sadece geri kalan 80 kelimeyi öğrenmem gerekiyordu. :-)

Sonrasında Muhterem bana kişi zamirlerini, işaret zamirlerini, soruları, sayıları, selamlaşmayı, dilbilgisini öğretti; şimdiye kadar her şey iyi gidiyor. Ve bana aynen kendi kızı gibi bakıyor; tıpkı Serhat’ın dediği gibi. -) Bir dersten sonra bana sordu: "Türkçe hakkında ne düşünüyorsun? Kolay mı, zor mu?". "Hımm, bilmiyorum... bazen kolay, bazen zor. Türkçe öğreniyorum, fakat sizinle İngilizce konuşmak zorundayım ve aynı zamanda Macarca düşünmek zorundayım, çünkü Türkçe ve Macarca dilbilgileri birbirine çok benziyor" dedim. O da bana: "Arkadaşın bana iki ay içerisinde Türkçe öğreneceğini söylemişti. Ben de şimdi onunla aynı fikirdeyim. Hiç endişelenme, sadece pratik yap, pratik yap, pratik yap." :-)

Sevgiyle,
Anuragi dd


Sometimes easy, sometimes difficult...

One of the most important parts of the preparation of opening our yoga-centre is for me to learn Turkish. :-) First we were thinking about the Tömer course at Taksim, but it is so far from Yesilyurt, and I'm sure you all know how difficult it is to travel this distance by bus in Istanbul- especially in the peak hours... One afternoon we went for some shopping: it took us 1,5 hours to get there and 2,5 to come back. I was thinking if I will have to do this every day, it will be extreamly difficult... Ironically when we were about to go to Taksim that afternoon we met a young girl in the bus stop in Yesilyürt and we started to speak. She told us that she's a language teacher, and she teaches at a language school in Yesilyürt.My eyes immediately kindled: "Really? Where is it?" "It's just over there." -she said, and she motioned to the opposite side of the road from where we were waiting for the bus. I thought: "How nice it would be to manage somehow to learn here... it's only two minutes away from our house!" We inquired, and they indeed had possibilities of having classes from there, so I started. :-)

I have a very nice teacher, called Muhterem. First I was a bit afraid of her, because she seems so strict... but since then I realized she has such a big heart :-) When we finalized that she's going to be my teacher, my friend, Serhat handed me to her with a smile: "She's yours now. I'm happy that she has such a strict teacher, she's going to be forced to learn then." Then he also told Muhterem: "She's a clever girl, she can learn Turkish in two months easily." I didn't say anything, I was just nodding and smiling, thinking: "We'll see... it might not be so easy..." When we left he told me that this is the Turkish custom: when the children start school, their parents hand them over to the teacher, saying: "She's yours now."- and after that the teacher takes responsibility for her and treats her as his own child.

Few days later we started the classes. On the first class we learned the abc. Muhterem was teaching me the consonants, and we were practicing each of them with every vowel. Like: ba, be, bı, bi... and she gave a word with each syllable, like: balon, bebek, bıçak, bitki... By the end of the class I ended up with about 160 words. Muhterem told me: "Ok, so you can learn them by the next class, I'll ask them." When I stepped out on the door I was thinking: "How am I going to do all this?" But Muhterem is a very good teacher, she knows well what to do- we practiced pronouncing the words so many times on the class that to my surprise I remembered half of them, so I only had to learn the other 80. :-)

Then Muhterem taught me kişi zamirlerli, işaret zamirleri, sorular, sayilar, selamlaşma, grammar- so far it's going ok. And she really treats me as her daughter- like Serhat was saying :-) One afternoon she asked me: "What do you think: is Turkish easy or difficult?" I told her: "Well, I don't know... sometimes easy, sometimes difficult. I'm learning Turkish, but I have to speak English with you and at the same time I have to think in Hungarian, because Turkish-Hungarian grammar is so similar." She told me: "Your friend told me that you'll learn Turkish in two months. I also think you can do it. Do not worry at all, just practise, practise, practise." :-)
With Love,
Anuragi dd