bahgavad gita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahgavad gita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ekim 26, 2022

Govardhan Puja Festivali


Bhakti yogiler için festivaller günlük yaşamın neredeyse bir parçası gibidir. Özellike Hindistan’da Vrindavana, Mayapura gibi kutsal yerlere gittiğinizde oradaki bhakti yoga pratiği yapan kimselerin burada -her adım bir dans, her söz bir şarkı- dediğini duyma şansınız çok yüksektir. Vedik kültüründeki renkli ve zengin festivallerle karşılaşmak bir sürpriz değildir. Bu sene 26 Ekim'e denk gelen çok tatlı bir festivalden bahsetmek istiyorum. Vedik takvimine göre Divali festivalinden bir gün sonraya denk gelen bu festivale Annakuta ya da Govardhan Puja denir. Festivalin ardındaki hikaye ve bu hikayeden edindiğim farkındalıklardan bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günde Hindistan’ın Vrindavan kasabasının sakinleri (Rab Krsna’nın yer yüzündeki mekanı) kendilerine iyi bir hasat zamanı için bol yağış gönderen yarı tanrı Indra’ya sunular yapardı. Bir gün cennet gezegenlerinin kralı olan Indra sahip olduğu pozisyon nedeniyle aşırı gurura kapılır ve her şeyden haberi olan Rab Krsna’da Vrindavana sakinlerine sunularını Indra’ya değil de, tepesinde taze çimenleriyle süt veren inek ve tarlalarını süren boğlarını besleyen Govardhan Tepesi’ne yapmalarını söyler. Bu durum kibirli Indra’yı çok kızdırır ve Vrindavan kasabasına şimşeklerle birlikte korkunç bir yağmur fırtınası gönderir. 

Bunun üzerine Tanrının Yüce Şahsı, Rab Krsna sol elinin serçe parmağıyla Govardhan Tepesi’ni devasa bir şemsiye gibi kaldırır ve bu korkunç sağanağa maruz kalan Vrindavana’da yaşayan insanlar ve hayvanlara sığınak yapar. Sağanak şidddetini yedi gün boyunca daha da arttırarak devam eder. Yedinci gününün sonunda kendi yanlış davranışlarının farkına varan Kral Indra büyük bir pişmanlıkla yağmurları durdurur ve avuç içlerini kalbinin önünde birleştirerek Tanrının Yüce Şahsı’ndan dularla birlikte af diler. Kendi gerçek pozisyonunu Tanrı’nın hizmetkarı olduğunu hatırlar. Bu keyif dolu meşgale ile Krsna aslında tüm yarı tanrıların efendisi olduğunu gösterir. Bhagavad Gita 10.8’de Krişna Arjuna’ya şöyle der: "Ben spiritüel ve maddi olan tüm dünyaların kaynağıyım. Her şey benden oluşur. Bunu bilen bilglere tüm kalpleriyle bana ibadet ederler ve bana adanma hizmetiyle meşgul olurlar.” Vedik literatüründe açık olan bir şey vardır. Her hangi bir yarı-tanrıya ibadet ederek elde edebileceğiniz her şeyi aslında tüm sebeplerin sebebine giderek de elde edebilirsiniz. 

Bu festival ile ilgili beni çok etkileyen iki şey var: Festivalde adananların ilahi aşkla ve adanarak Govardhan Tepesi için hazırladıkları muazzam çeşitlilikteki ve lezzetteki yiyecekler ve zihnimizin düşmanlarından biri olarak kabul ettiğimiz gururun ne kadar yıkıcı olduğu gerçeği. Indra’nın durumunda bunu çok net görüyoruz. Gurur spiritüel yolda ilerlemeye çalışan bir kişi için korkunç bir engeldir. Biz gurura sahip olmadığımızı söyleyebiliriz, üzerini örtebiliriz, kendimizin haklı olduğunu söyleyebiliriz ama derinlere inersek doğru olmayan bir şeyin varlığını görebiliriz. Spiritüel yolda gurura yer yoktur. Bununla ilgili farkındalık yaratmak için sizinle bir kaç noktayı paylaşmak istiyorum. 

1- Gururlu bir insan çok fazla bu ortam içinde barınamaz. Gurur, yıkıcı düşünceler, sözcükler ve hareketler geliştirken ilişkilerimizin önünde kocaman bir bariyer oluşturur. İnsanları kaba, kibirli, dik başlı bir hale gitiren yıkıcı bir hastalıktır ve bu kişilerle neşe dolu bir an geçirmek zordur. Orijinal spiritüel kimliğimizle bağlantı kurmamızı engeller ki bu olmadan bizim bu yolda ilerlememiz mümkün değildir. Eğer etrafımızdaki insanları takdir etmezsek onları kaybederiz. Gururlu insanların spiritüel pratiklerine devam etmek için heveslerini nasıl kaybettiklerini tekrar tekrar gözlemleyebiliriz.

2- Gururlu bir insan öğrenemez. Bu özelliği baskın olan insanların yeni bir şeyler öğrenmeye açık değildirler. Gurur ve dik başlılık bizim gelişmemizi, dönüşmemimizi ve evrilmemizi engeller. Sadece yaşamlarımıza yapaylık getirmekle kalmaz, aynı zamanda bunun devamlılığını ve çoğalmasını da sağlar.  Gururlu insanlar spiritüel yaşamda gerçek anlamda ilerleme kaydedemez. Uzun yıllar spiritüel pratik yapsalar bile aslında çok fazla öğrenmediklerini göreceklerdir. 

3- Gururlu bir insan sevemez. Gurur bizi kendi hayal dünyamızı yönettiğimiz küçük tanrılar haline dönüştürür. Hizmetkar sözcüğü gittikçe yabancılaşır ve kişide beklenti ve taleplerde dolu bir eğilim oluşturur. Bencil olmamak derin sevgi ilişkileri kurmanın temelidir. Biz kendimizi gerçek bir şekilde alçak gönüllü bir pozisyona koymadan sahip olduğumuz tüm ilişkilerin sıradan, yüzeysel ve tatminsizleştiğini deneyimleriz.        

Spiritüel yolun her adımında içe dönmeli ve kendimizi gözlemlemeliyiz. Gurur varsa oradaki varlığımız çok uzun sürmez, öğrenemeyiz ve nihayetinde de sevemeyiz.  Bu bağlamda ünlü yazar C.S.Lewis’in çok güzel bir demecini sizinle paylaşmak istiyorum: “Gururlu bir kişi herşeye ve herkese yukarıdan bakar ve elbette aşağıya baktığınız sürece sizin üzerinizde olanları göremezsiniz.” 

Bhakti yogiler bu güzel festivali kutlamak için özellikle farklı tür halavalar ve çeşitli zenginlikteki yiyeceklerden oluşan Govardhan Tepesi replikası yaparlar. Dünya genelinde bazı merkezlerde 108, bazı merkezlerde ise 1008 çeşit yemek hazırlanır. Rab Krsna’ya Govardhana Tepesi’ni kaldıran (Giri-dhari) ve tepeye de onun enkarnasyonu olarak ibadet edilir. Tepedeki Krsna için çok özel olan inekler ve boğalarda bu günün nimetlerinden faydalanırlar. Festivalin sonunda sevgi ve adanma ile hazırlanan prasada (kutsanmış yiyecek) gelenlere dağıtılır. Her sene Goranga Yoga Merkezi’nde coşku dolu bir şekilde kutladığımız festivali bu sene 30 Ekim tarihinde gerçekleştireceğiz. Daha detay almak istiyorsanız program detaylarını sosyal medya hesaplarından @gorangayoga takip ederek öğrenebilirsiniz. Her koşulda festival günü gurur ve sahip olduğumuz kötü niteliklerimizden kurtlulmak için meditasyon yapacağımız çok özel bir gün olabilir. Govardhan Puja Festivali ki Jaya! 

Hizmetkarınız, Nrsimha Krsna das  

Pazartesi, Ocak 06, 2014

Doğum ve Ölüm Döngüsü


Bedenin değişimini çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa ve olgunluktan yaşlılığa geçerken tecrübe ediyoruz. Fakat bedenlerimizin tüm bu değişimleri süresince, biz aynı bilinçli kişiler olarak kalıyoruz. 

Krişna Bilinci takipçileri olarak bizler bilinçli benliğin ruh olduğuna ve ruhun da bedeni iten kuvvet olduğuna inanırız. Toplumdaki genel yanlış kanı ise bir kimsenin kendisini  arabası ile kimliklendirmesi gibi bizlerin de içlerinde bulunduğumuz bedenler olduğudur. Fakat gerçek olan şudur ki, araba artık tamir edilemeyecek boyuta geldiğinde, kişinin o arabaya ne kadar çok bağımlılığı varsa da yeni bir araba alır. Benzer şekilde beden de yaşlı ve hastalıklı olduğunda ebedi ruh mevcut bedeni terk ederek yeni bir beden alır. Buna doğum ve ölüm döngüsü ya da reenkarnasyon denir.

Kötü haber bedenin ölmesidir. Bununla birlikte iyi haber ise bizim ölmediğimizdir. Ruhun (atma) doğası ebedi, her şeyi bilen ve coşku  dolu olmasıdır. Bu Rab Krişna tarafından Bhagavad Gita 2.20’de şöyle açıklanmıştır: "Ruh için ne doğum vardır ne de ölüm. O var edilmemiştir, var edilemez ve var edilemeyecektir. O doğmamıştır, ebedidir, hep var olandır ve kadimdir. Beden öldüğü zaman ruh ölmez.”

Herkes fiziksel bedeninden farklı olduğunu anlayabilir. Bedenimize baktığımızda “bu benim elim” veya “bu benim bacağım” deriz. Benlikteki “ben” bedenin gözlemcisidir.

Bitkiler, balıklar, memeliler, kuşlar, sürüngenler ve insanlar gibi birçok canlı türü vardır. Bütün diğer canlı varlıkların içinden geçerek insan bedeni almak nadir bir şanstır. Bu çöpe atılacak bir hediye değildir. Bizler insan bedeninin Tanrı bilincini geliştirmek için bir şans olduğuna inanırız. Eğer bu bilinci gelişitrmezsek bitki veya hayvanlar alemine tekrar dönme riskini almış oluruz.  

Geri adım atmak çok kolaydır. Bir ayı gibi uyumak, bir domuz gibi yemek ya da güvercinler gibi çiftleşmek. Geçmiş hayatlarımızdaki hareketlerin meyvlerinin hasatını alıyoruz ve yaptığımız hareketler ile geleceğin tohumlarını ekiyoruz. Bu sebeple erdemli hareketler hazzın meyvelerini verirken, günahkar hareketler ise üzüntü ve acı verir.

Burada akla gelen soru bu doğum ve ölüm döngüsünden nasıl dışarı çıkacağımızdır. Bu da Bhagavad Gita’da şöyle açıklanmıştır. Bu dünyadaki bağlarımızın sebebi ruhun özgür iradesini tecrübe etmek istemesi ve Tanrı’dan bağımsız olarak eğlenmek istemesidir.

Bizler sudan çıkmış balıklar gibiyiz ve Tanrı’ya sığınana kadar ne kadar çok tatmin olmaya çalışmamız önemli değildir. Tamamıyla Tanrı’ya sığınmadan bu maddi dünyadan çıkmamızın mümkünatı yoktur.

Bhagavad gita 18.55’te Krişna şöyle der:”Kişi sadece adanma hizmeti yoluyla Beni olduğum gibi yani Tanrının Yüce Şahsiyeti olarak anlayabilir. Böyle bir adanmayla Benim tam bilincime varan kişi Tanrı'nın krallığına girebilir.”

Bhakti yoga uygulamamız ile, Kirşna’ya adanma hizmeti sunarak biz bu amaca ulaşmayı ve bu geçici maddi dünyaya tekrar dönmemeyi ümit ediyoruz.

Sevgilerimle, 
Nrismha Krsna das

Cumartesi, Temmuz 28, 2012

Vedalara Göre Yaradılış



Evreni yüce bir varlık mı yarattı? Yaradılış hakkındaki ayrıntılı Vedik açıklama bir atesti bile merak içine sokabilir.
Etrafımızdaki evren düzenli ve simetrik olarak gözükmektedir. Gezegenler yörüngeleri etrafında mükemmelce dönerler. Bedenlerimiz karmaşık bir dolaşım, solunum ve sindirim sistemine sahiptir. Atomlar bile fazlasıyla yapısaldır. Bütün bunlar evrenin şansa değil de zeki bir kişi tarafından yaratıldığına işaret eder. Eğer insanoğlu evler, gökdelenler ve diğer bir çok binayı oluşturabiliyorsa, insandan daha güçlü bir kişinin tüm evreni ve içindeki her şeyi yaratmış olması olasıdır.
Fakat bu dizayn dünyamızın her köşesinde kuvvetle zeki bir yaratıcının (Tanrı) planına işaret etmesine rağmen, sadece mantık ile O’nun varlığından kesinlikle emin olamayabiliriz. Kainatın başlangıcı bizim tecrübemizin üzerindedir. Bizler evrenin yaratılışını gözlemlemedik ve bildiğimiz her şey düşündüğümüzden farklı ya da hayal bile edemeyeceğimiz bir çok şekilde meydana gelmiş olabilir. Bu sebeple mantık platformunda bir Yüce Varlık veya Yaratan olup olmadığı tartışması çıkmaz ile sonlanmalıdır.
Vedik edebiyatı sadece mantık ile Yüce Varlık’ı anlayamayacağımızı teyit eder. Bhagavad Gita evreni ve ötesindeki spiritüel dünyayı yaratan Tanrı’nın Şahsı Krişna’yı sadece O’nun merhametiyle anlayabileceğimizi bildirir. Krişna memnun kaldığında kendisini inançlı adananlarına gösterir. Mantığımız ve zihinsel jimnastiğimiz Rabbi kucaklamaya yetmese de, O her şeye yeten gücüyle inançlı adananlarındaki belirsizlik ve cehaleti ortadan kaldırır ve onlara kendisini gösterir.
Bununla birlikte, insan muhakemesinin yanılma payını teyit ederken Vedalar mantığı terk etmememizi tavsiye eder. Derin felsefik bir Tanrı anlayışımız yoksa, O’na olan inancımız düşünce ve fanatizme doğru eğilim gösterir ve kolayca ateistik tartışmaların kurbanı oluruz. Bu sebeple Vedik edebiyatı tüm mantık tartışmalarını içerir. Bunun içinde evrenin çok yüce güçleri olan bir kişinin çalışması olduğuna işaret eden dizayn tartışması da vardır. Aynı zamanda Vedik edebiyatı daha ileriye de giderek yaradılışın tüm evrelerini, evrenin boyutları ve yaşını, yaradılış amacını ve maddi elementlerin kökenini detaylarla açıklar. Bir başka deyişle Vedik edebiyatı sadece ‘Tanrı yarattı’ şeklinde beyan etmez, bizlere nasıl ve neden yarattığını da söyler.
Vedik edebiyatı Yüce Rabbin yaratıcı vazifede direk olarak yer almak zorunda olmadığını iddia eder. Bazı Tanrı’ya inanalar, O’nu yaratıcı olarak görevlerinden ötürü az bir boş zamanı olan oldukça çok çalışan yaşlı bir kişi olarak algılarken, Vedik edebiyatı O’nun sadece arzusuyla en ufak bir çabası olmadan yarattığını açıklar. Sınırsız güce ve zenginliğe sahip olduğu için, her hangi çok zengin bir kişi gibi başkalarını bu işi yapması için çalıştırabilir. Zengin bir yatırımcı bir ofis binası inşa etmek isterse, bütün işi kendisi yapmaz. Genel bir plan hazırlar veya bir sit alanı seçer. Sonrasında arzusunu yerine getirmek için avukat, mimar, mühendislerle anlaşır. Toprağı kazarak, çimentoyu dökmesi veya tuğlaları dizmesi gereken kişi yatırımcı değildir.
Yatırımcıya benzer şekilde Yüce Rab yaratma görevinden uzaktadır. O sadece yaratıcı vazifeleri yapacak kişileri yetkilendirir. Sıradan kişilere benzemeksizin Krişna kendisini tam yayılımlar olarak bilinen kendisine eşit güçte ve zenginlikte olan sayısız süretlere yayabilir. Bu yayılımların hepsi Tanrı’nın Şahsı Krişna’nın kendisidir fakat aynı zamanda biribirinden bağımsız düşünce ve hareketlere sahip şahsiyetlerdir. Brahma-samhita bu benzeşimi bir mumun aynı güç ve parlaklıkta diğer birçok mumu yakabilmesi ile açıklar. Tanrı’nın asıl Şahsiyeti olan Krişna da kendisini sayısız tam suretlere yayabilir ve yine de yüce asıl kişi, olarak kimliğini sürdürebilir.
Bir kimsenin milyonlarca televizyon ekranında aynı anda belirmesi Krişna’nın yayılım gücünü tarif eder. Aradaki farkı şöyle açıklayabiliriz.  Televizyondaki yayılımlar sadece asıl kişinin resimleridir ve bu kişi nasıl hareket eder ya da konuşursa aynısını yapar. Kendisinden farksız olmasına rağmen Krişna’nın yayılımlarının tümü istedikleri gibi hareket ederler. Onlar yalnızca resim değil, tam şahsiyetlerdir.


Zengin yatırımcı arzularını yerine getirmek için başkalarını işe alırken, Krişna evreni bu bireysel yayılımları ile kendisi yaratır. Bu transandantal olguyu daha detaylı olarak Svetashvatara Upanişad şöyle açıklar: Amaçlarımıza ulaşmak için üç özelliğe bağlı olmalıyız. Bilgi (jnana), güç (bala) ve hareket (kriya). Örneğin büyük bir bina inşa etmek için mimarlar ve mühendisler bina bilimine ait yeterli bilgiye sahip olmalı, inşaat şirketi yeteri kadar insan gücü ve makineye sahip olmalı ve herkes çeşitli vazifelerde meşgul olmalıdır. Bununla birlikte, Yüce Rab kendisi içinde tüm bilgi, güç ve hareket etmek için tüm potansiyeli barındırır ve böylelikle her ne isterse yerine getirebilir. Bu güçleri çeşitli yayılımları içersinde bulundurarak Krişna hiç bir çaba harcamadan yaratma işini yerine getirir. Yatırımcı parasıyla çalışırken, Krişna şahsi yayılımları ve enerjileri ile çalışır.
Krişna’nın kendisini yayabilme kabiliyeti kavranamaz, sıradan mantık sınırları üzerindedir. Bu kavranamaz, çünkü biz insanlar bunu yapamayız ve bir başkasını da bunu yaparken görmemişizdir. Aksi takdirde Tanrı’yı tümüyle güçlü kabul ederek O’nun yaptığı hiç bir şey kavranamaz değildir. Aslında O’nun kavranamaz özellikleri her şeye gücü yeterliliğine destek olarak hizmet eder. Bu sebeple Vedik edebiyatı Krişna’nın özelliklerini detaylarıyla açıklayarak Yüce Rabbe mantıklı bir yaklaşımla anlayışa engel olmaz, fakat bunun yerine bizim mantık çizgilerimizi daha yukarıya, transandantal platforma taşır.
Krişna’nın yaradılış için ilk yayılımı kendi transandantal bedeninden maddi elementleri oluşturarak başlayan Maha Vişnu’dur. Modern bilim adamları bir yaradan bahsine karşı çıkacaklardır. Bilim adamları maddi enerjinin ebedi olduğunu söylerler. Bu sebeple  bu konuya neden Tanrı’yı karıştırıyorsunuz derler. Fakat Vedik metinleri Maha Vişnu’nun da ebedi olduğunu ve maddi elementlerin onun ebedi enerjisi olduğunu açıklar. Tanrı ve enerjisi Güneş ve ışınları gibidir. Birisi diğerinin kaynağı olmasına rağmen eş zamanlı olarak varlardır. Hem Tanrı hem de maddi enerji ebedidir ve Tanrı maddi enerjinin kaynağıdır.
Aynı zamanda bizler Maha Vişnu’nun böylesi devasa bir maddi element yaratma eylemini tümüyle tükenmeden, kendisinin elementsel yaradılış içinde dağılmadan nasıl sergilediğini merak edebiliriz. Maddi olarak düşünürsek, belirli bir kaynaktan bir şey alırsak yavaş yavaş o kaynağı tüketiriz. Banka hesabınızdan para çektikçe hesap bakiyeniz azalır. Bir bardaktan su dökerseniz, bardak boşalır. Bir ineğin sütünü sağarsanız inek otlamadıkça ya da yemek yemedikçe sütü azalır. Tanrı tanımsal olarak her şeyin kaynağı olduğundan dışarıda onu tazeleyecek bir şey yoktur. Peki o zaman Maha Vişnu maddi elementleri kendisinden yaratınca ona ne olur?
Isopanişad’da Maha Vişnu’ya hiç bir şey olmadığı söylenir. O, sınırsız miktarda element bile meydana getirirken bile etkilenmeyen ve değişmeyendir. Bu nasıl olabilir? Çünkü yok olma ve tükenme maddenin özellikleridir. Maha Vişnu madde değil, saf ruhtur ve bu sebeple maddi özellikleri yoktur. Kendi suretinden tüm kozmik oluşumu meydana getirirken bile mükemmel ve bütün olarak kalır. Krişna kendisini Maha Vişnu suretine yayarken suretini ve kimliğini değiştirmez. Böylelikle Maha Vişnu maddi elementleri yaratırken kendi içinde bütün olarak kalır.
Şrimad Bhagavatam bize Maha Vişnu’nun maddi elementlerden bir tane değil sayısız evrenler ya da evrensel kabuklar yarattığını söyler. Bu devasa kabuklar oyuk kürelerdir. Alt kısımları su ile doludur ve üzeri ise boştur. Yine Bhagavatam’da bizim evrenimizin tüm evrenler içinde en küçüğü olduğu ve kabuğun içindeki boşluğun çapı dört milyar mil uzunluğundayken, kürenin kendisinin milyarlarca mil kalınlığında olduğu söylenir.
Maha Vişnu şahsiyetini yayar ve her bir evren içine Garbhodakasayi Vişnu olarak girer. Sonrasında Garbhodakasayi Vişnu evrendeki ilk canlı varlık olan Brahma’yı meydana getirir.
Rab Brahma ebedi bir bireysel kişi olmasına rağmen Rabbin sınırsız bir yayılımı değildir. Brahma tıpkı bizler gibi bir jiva-tattva yayılımıdır. Yani, Krişna ile nitelikte bir fakat nicelikte farklıdır. Jiva-tattva yayılımları Krişna’nın bir parçası ve bölümüdür. Coşku dolu işlevleri Krişna’ya aşk hizmeti sunmaktır. Aslında, tıpkı bir parmağın tüm bedene hizmet etmekten başka fonksiyonu olmaması gibi başka bir işlevleri yoktur. Jiva ruhları Rab Krişna’nın ebedi hizmetinden ayrıldıklarında, tıpkı bir parmağın bedenden koptuğunda değerini yitirmesi gibi ebedi coşku dolu özelliklerini kaybederler.
Maddi yaradılışa gelmeden önce jiva ruhlar maddi evrenlerin üzerinde bulunan ebedi spirtüel dünyada yaşarlar. Orada Tanrı’nın Yüce Şahsı Krişna ile olan ilişkilerinde bir hizmetkar veya arkadaş gibi hareket ederler. Krişna ile olan bu ilişkiler sadece aşk üzerine temellendiğinden jiva ruhların anlık bir bağımsızlıkları vardır. Her şeye gücü yeten Yüce Kişi’ye ast olamyı seçebilirler ya da O’nun hizmetini geri çevirerek kendileri bağımsız tanrılar olmayı arzulayabilirler. Bu hizmet etmek ya da etmemek seçimi olmadan, Tanrı sevgisinden söz edilemez. Çünkü sevgi özgür iradenin şartı olan bir harekettir. Jiva ruhların bir azınlığı bağımsızlıklarını yanlış kullanarak Krişna olmadan keyif almayı arzularlar. Jivaların bu küçük topluluğu doğal olmayan arzusunu yerine getirme isteiği sebebiyle Rab Krişna maddi dünyayı yaratır. Maddi evrenlerin kabuklarının duvarları içinde bağımsızca düşünen jivalar milyonlarca tür içinden bir beden ile ödüllendirilirler ve Krişna ile birlikte olan coşku ve bilgi dolu ebedi yaşamlarını unuturlar. Bhagavad Gita’ya göre bir jiva ruh her canlı varlığın içinde tıpkı bir otomobil içindeki şöfor gibi oturmaktadır. Şöfor bütün hareketleri yönetse de arabadan farklıdır. Benzer olarak jiva ruh, inatla maddi elementlerden meydana gelmiş bir bedenin keyfini çıkarmayı denese de ondan ayrıdır. Mikroptan insana kadar her bir beden türü jivaya belirli bir duyu tatmini sağlar. Her bedende tanrısızlık özlemini tatmin edecek farklı bir araç olur.
Sayısız her bir evren içinde Garbhodakasayi Vişnu kendisini daha sonra evrenlerdeki canlı varlıkların kalbinin içine yayacak olan Kshirodakashayi Vişnu olarak yayar. Krişna’nın bu yayılımına Paramatma veya Süper Ruh denir. Paramatma her bir jiva ruha maddi zevk arayışında eşlik eder. Rab Krişna Gita’da, kendisinin Süper Ruh olarak onlara hafıza, bilgi ve unutkanlık vererek arayışlarını yönlendirdiğini söyler. Ölüm anında jiva ruh o anki bedeninden ayrılarak 8,400,000 tür içindeki bir sonraki doğumuna hazırlanır. Bütün bunlar kalpteki Rab tarafından organize edilir. İnsan bedeni fedakarlık, benlik idraki ve Krişna bilincini yeniden canlandırmak için uygundur. Fakat, insan bir hayvan gibi hareket eder ve arzularsa bir sonraki yaşamında bir havanın bedeninde keyif almasına izin verilir.
Süper Ruh maddi bir beden içinde bulunmasına karşın madde ile ilgili hiç bir şeyden keyif almayı arzulamaz. Krişna ve yayılımları maddi enerjiyi kontrol ederken, jiva Krişna’yı unutmayı arzuladığı sürece maddi enerji tarafından kontrol edilir. Upanişadlarda, jiva ruh ve Süper Ruh aynı ağaçta duran iki kuş ile benzeştirilir. Bir kuş (jiva) ağaçtaki meyvelerin, maddi zevklerin tadını çıkarmaya çalışırken kendisini sabırla izleyen diğer kuşu (Süper Ruh) unutur. Süper Ruh maddi arzu ile etkilenmeden jivanın hareketlerini gözlemler ve onu yönlendirir. Sadece jiva ruhlar maddi beden olduklarını sanarak maddeden zevk almaya çalışırlar.
Bu dünya saf ve hilesiz bir eğlence yeri değildir. Eminim bunu hepimiz tecrübe etmişizdir. Aslında, bazen Tanrı’nın var olup olmadığı bile tartışılıyor. Yaradılış hastalık, yaşlılık, ölüm ve bir sürü diğer sefilliklerle doludur. Krişna maddi dünyayı sadece bizlerin bağımsızca duyu tatmini yaşaması için yaratmamıştır. Aynı zamanda bize kendi hizmeti dışındaki eğlencenin yanıltıcı olduğunu hatırlatır. Bir adam arkadaşlarını, ailesini, akrabalarını ve kendisini unutarak delirdiğinde bu çılgınlık durumundaki yaşayacağı tüm zevk değersizdir. Aynı şekide jiva ruhlar da en sevgili arkadaşları Krişna ile olan ilişkilerini unutmuşlardır. Bu ilişkiyi tekrar kurmadan zenginlik, ün, güzellik, eğitim ve diğer geçici maddi avantajları sağlasalar bile mutluluk ile ilgili çok küçük bir parçanın farkına varabileceklerdir. Maddi arzular jivaya maddi yaradılışın kendisine yabancı olduğunu hatırlatması için dizayn edilmiştir. Böylece Tanrı’nın bizim iyiliğimiz için olan endişesi açığa çıkar. Kendine gelen ve Krişna bilincini uygulamaya başlayan jiva çabucak sipritüel dünyaya geri döner.
Her bir evrendeki ilk jiva ruh olan Rab Brahma, tüm gezegenleri ve gezegen sistemlerini inşa etmekten sorumludur. Aynı zamanda içinde su canlıları, böcekler, bitkiler, kuşlar, hayvanlar ve insanların bulunduğu 8,400,000 yaşam türünü yaratmaktan da sorumludur. Garbhodakashayi Vişnu’dan güç ve ilham alan Brahma maddi elementleri kullanarak var oluşu bir araya getirir. Brahma evrenin yarısını dolduran okyanus sularının hemen üzerinden başlayarak kendi gezegeninin en üzeri noktası olan evrensel kubbeye kadar on dört gezegen sistemini üst üste sıralanacak şekilde inşa eder. Dünya gezegeni bu on dört gezegn sistemi içinde yedinci sırada yer alır.
Brahma kendi elementlerini yaratmaz. Elementleri değiştirirken bile Rab Vişnu’nun rehberliğine bağlı olarak hareket eder. Brahma her bir beden içinde hareket eden yaşamları yaratmaz çünkü yaşam maddi elementlerin kombinasyonunun bir sonucu değildir. Brahma sadece bedensel araçların yaradılışına yardımcı olurken ebedi jiva ruhlar Yüce Rab tarafından sağlanır.
Brahma’nın bu kısa yaratlış tanımlaması ile popüler bilimsel tanımlamalar arasındaki bir sürü fark arasında özellikle iki tanesi çok önemlidir. Birincisi Vedik edebiyatı her bir evrendeki orjinal yaratığı çok zeki hatta en büyük modern bilim adamlarından bile daha zeki olarak tanımlar. Brahma’nın zekası ve ortaya çıkan yaratıcı başarıları sadece Rab Vişnu’nun kendisi tarafından aşılır. Diğer tarfaftan modern bilim adamları evrendeki orjinal yaratığın bir mikrop olduğunu ve modern insanın atalarının maymunlar olduğunu iddia ederler.
Diğer bir çelişki ise Vedik edebiyatı tüm canlıların yaradılışın başında hemen hemen eş zamanlı olarak meydana geldiğini iddia etmesidir. Popüler evrim teorisi tüm türlerin yavaş yavaş evrimleştiğini iddia eder. Evrimcilere göre su canlıları kara hayvanlarına evrimleşmiş ve kara hayvanları da kısa bir süre önce insanlara evrimleşmiştir. Darwin’in bu teorisinin üstünden bir yüz yıldan fazla süre geçmesine ragmen evrimciler hala buna ait bir fosil ortaya çıkaramamışlardır. Sıkı Darwinciler için bu kanıt eksiklği sadece teorilerini yamamak için bir itici güç olmuştur. Fakat Krişna’nın sıkı bir takipçisi için Vedik yaradılış versiyonu bir teyittir.
Bu bağlamda evrenin yaşı ile ilgili Vedik hesaplamalarda ilginç bir hal alır. Vedik edebiyatı Brahma’nın Maha Vişnu’nun bir nefes süresince yaşadığını belirtir. Maha Vişnu nefes verdiğinde maddi elementler ve evrenler ondan meydana gelirken, nefes aldığında ise tüm evrenler yok olur ve tekrar onun bedeninde birleşir. Bu sebeple evrenler ve onların ilgili Brahmaları Maha Vişnu’nun her nefesinde yaratılır ve yok olur. Tüm döngü, Maha Vişnu’nun bir nefesi ya da Brahma’nın bir yaşam süresi 310 trilyon güneş yılıdır. Şrimad Bhagavatam’a göre günümüzde Brahma’nın yaşamının yarısı geçmiştir. Yani, bu evren bütün türleriyle beraber 155 trilyon yıldır mevcuttur.
Yaradılışın Vedik versiyonu ile diğer versiyonlar arasında hem teistik hem de atesitik bakımdan bir çok çelişki vardır. Bhagavatam ve diğer Vedik metinleri zamanın evren ve Yüce Rab ile ilişkisi, her bir maddi elementin gelişimi ve rolü, yer çekiminin orijini ve yaradılış hakkında bir çok diğer detayı analiz eder. Vedalar her adımda yaratıcı yöntem anlayışı hakkında sıra dışı bir anlayış ortaya çıkarır.
Bir çok insan Vedik açıklamaların bilimsel olarak ispatlanabilip, ispatlanamayacağını tartışacaktır. Fakat hiç birisi bilimsel olarak ispatlanamaz değildir. Maha Vişnu’nun devasa suretini nasıl ispatlar ya da ispatlayamazsınız ki?
En azından neden Vedik metinleri bir kanıt olarak düşünmeyelim? En eski, en çok bilgi içeren ve içeriği en zengin bilgileri içeriyor. Sadece yaratılış hakkında bilgi vermiyor aynı zamanda insanlığın ihtiyacı olan tüm konularda; ilaç ekonomi, vs vs bilgi veriyor. Sadece kapsamlı doğasıyla bile Vedik edebiyatı her alanda araştırmacı tarafından ciddi çalışmaları hak ediyor..
Krişna’nın adananları Vedik demeçleri kanıt, “aksiyomatik gerçek” olarak kabul ederler. Çünkü, Vedaların yazarı Kirşna’dır. Bhagavad Gita’da Krişna der ki: “Vedaların tümüyle birlikte, Ben bilinirim. Kesinlikle, ben Vedanta’nın derleyicisiyim ve Vedaları bilenim.” En azından adananlar için Mutlak Hakikat tarafından söylenen sözler mükemmel kanıtlardır.

Sevgiyle kalın…
Nrsimha Krsna das

Salı, Ağustos 17, 2010

İzmir

Gectigimiz haftasonu Izmir'deki adanan arkadaşlarımızın deveti üzerine onları ziyarete gittik. Yolculuğumuz araba ile Istanbul Yenikapı deniz otobusü durağında sabah 07:30'da başladı. Sağolsun Rohini Mataji hazırladığı praşadamlar ile (Tanrı'ya sunulmuş saf vejetaryen spritüel yiyecekler) yol boyunca bizi besledi. Yolcuğumuz gerçekten çok keyfili geçti. Kırkağaç'ta kavun almak için durduğumuzda çok eğlendik. Altın dişli Mustafa Amca'dan hem kavun aldık hem de yöre hakkında bilgiler. Köylerimizin insanı ne kadar sade ve alçakgönüllü bir yaşam sürüyor tekrar deneyimlemiş olduk. İzmir'e 13:30 gibi varmıştık. Engin prabhu bizi Balçova yakınlarında bir yerden aldı ve evlerine götürdü. Daha önce sadece internet aracılığı ile olan komünikasyonumuz olmasına rağmen birbirimizi görünce sanki onlarca yıldır birbirimizi tanıyormuşcasına hemen kaynaştık. Ortak paydada Krişna ve Şrila Prabhupada'nın spritüel olunca hiçbir şey gerçekten uzak değil. Engin, Madhu Madhavi Mataji (Meryem) ile bir yıl önce tanışmış. Hemen evlenmeye karar vermişler. Engin'in tatlı annesiyle birlikte çok güzel bir çekirdek aile oluşturmuşlar ve evlerinde harika bir spritüel atmosfer mevcut.
Madhu Madhavi mataji Rohini mataji ve Hemalata'yı görünce çok sevindi çünkü üçüde Rusça'yı ana dili gibi konuştukları için derin bir sohbetin içinde buldular kendilerini. Bizim için hazırladıkları praşadamları onurlandırdık hep beraber. Sonrasında sohbetimize devam ettik. Akşam üzeri İzmir'in sıcak havasının etkisi biraz azaldığında hep beraber İnciraltı'nda yürüyüşe çıktık. 
Ertesi gün, kahvaltıdan sonra güzel bir kirtan yaptık. Kritan sanskritçe bir kelime olup, kelime anlamı tekrar etmektir. Bizim yaptığımız kirtan uyugulaması maha mantranın harmonyum, mrdanga ve karatal gibi müzik aletleri eşliğinde tekrarlanarak söylenmesi şeklidedir. Vaişnava geleneğinde ana uygulamalardan birisidir. Bhagavad gita 9.14'te Krişna şöyle der: "Önümde eğilerek büyük bir azim ve kararlılıkla daima benim yüceliklerimi zikreden büyük ruhlar, adanmışlıkla sürekli Bana ibadet ederler."

Uzun zamandır görmediğim ve hep aklımda olan Gaura Nitai murtilerini İzmir'de görmek benim için çok hoş bir sürpriz oldu.
Seyahatin en zor tarafı ayrılık vakti geldiğinde oldu. Tabii ki bunun uzun süreli bir ayrılık olmamasını temenni ettik veda ederken.

İzmir yatra ki Jaya!