Şrimad Bhagavatam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şrimad Bhagavatam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma, Kasım 29, 2013
Şrimad Bhagavatam 1.Kanto ve Krişna Kitabı
Vedik Metinlerin ana dilimizde ne kadar az bulunabildiğini söylememe gerek yok. Hele hele güvenilir kaynaklardan olanların Türkçesini bulmak çok çok zor. Ne mutlu bize ki, Şri Şrimad Şrila Prabhupada'nın eşsiz çalışması vedik felsefe ve vedaların kreması olarak kabul edilen Şrimad Bhagavatam serisinin 1.Kantosunu 3 bölüm halinde ve 10. Kantonun öyküsel bir özeti olan Krişna Kitabı Türkçe olarak basıldı. Yani 4 yeni kaynak ana dilimzde meraklı okuyucularıyla buluşmayı bekliyor. Yeni kitapları Nişantaşı'ndaki merkezimizden alabilir ya da posta yoluyla adresininize yollayabiliriz. Bunun için benimle nrsimhakrsna@yahoo.com e-mail adresi üzerinden temasa geçebilir ya da 0532 5097196 numaralı telefondan görüşebilirsiniz.
Şrila Prabhupada ki Jaya!
Sevgilerimle,
Serhat
Perşembe, Ağustos 16, 2012
Vedaların Tarihi ve Geleneksel Kaynağı
Şu
şekilde sorulabilir, Vedalar nereden meydana çıktı? Kaynağı nedir? Vedaların tarihi
nedir? Nasıl bölümlendirildi? Vedaların içinde neden takip etmek için farklı
yollar varmış gibi gözüküyor?
Başlangıçta bu soruları cevaplamanın iki yolu vardır: Birisi, Vedaların ne zaman
ortaya çıktığına ilişkin bazı modern düşünürlerin ve tarihçilerin sunmuş
olduğu teorileri dikkate almaktır. İkinci yol ise, Vedik edebiyatında kendisinin sunduğu gibi geleneksel hesaplamayı dikkate almaktır.
Birçok
modern tarihçinin tutunduğu iddia, İ.Ö 2000 yılında Hindistan'ı işgal eden
Aryanlar'ın Hint kültürünün ve Vedik geleneklerinin kurucusu olduğudur.
Aryanlar'ın Rusya’nın güney bölgesinden, bir yerden geldiklerini ve Vedik
ritüelleri ve gelenekleri beraberinde getirdiklerini söylerler.
Bununla
birlikte bu teori, etki ettiği kadar tutulmamıştır. Örneğin, Indus Vadisinin
kültürü Aryanlar ın, İ.Ö. 3500-2500 yılları arasında istila ettiği ve
geliştiği yer olarak bilinmektedir. Harappa ve Mohenjo-daro iki ana şehirdi.
Harappa’da yapılan arkeolojik kazılardan, bir çok bulgu, Hinduizm sonrası
birçok görüşün, daha eski zamanlarda Indus Vadisi kültürünün zaten bir parçası
olduğuna işaret eden kanıtlar vermektedir. Öyle ki, meditasyonda oturan bir
yoginin imgeleri, bununla birlikte Rab Şiva’ya benzer bir çok tanrı
figürleri bulunmuştur. Ayrıca, Vedalarda o zaman insanlarının en yüksek
spiritüel ilerlemeyi elde etmesi için bahsettiği bir yöntem olan tapınak
ibadetinin günlük yaşamda büyük bir rol oynadığının kanıtları da bulunmuştur.
Indus
Vadisi'nin uçsuz bucaksız bir alanı kapladığını ve o toplumun kültürel
özelliklerinin uzun bir zaman hizmet vermeye devam ettiğini düşünürsek, o
zaman, nasıl oluyor da bugün Indus Vadisi insanlarının ilk-Aryan dili
bilinmeden, var olduğuna dair hiçbir iz bırakmadan yok oluyor? Belki, ilk-Aryan
dili gerçekte hiç var olmadı. Eğer var olmadıysa, Aryanlar’ın işgal ettikleri
yerlere, Vedik kültürünü beraberlerinde götürdükleri farz ediliyordu. Belki de,
gerçekte hiç Aryan istilası olmadı; olmadıysa da vaziyet, en azından bazı
bilginlerin düşüneceğine benziyor.
Ayrıca,
bir çok düşünür ilk Vedik şarkılarının İ.Ö 1500 tarihi öncesine ait olduğunda
birleşirler. Bunun anlamı da, işgalcilerin Vedik kültürünü beraberinde getirmiş
olmasının gerekmemesi, en azından hepsi olmasa da en eski Vedik kitaplarının,
herhangi bir işgalciden önce, zaten var olmasıdır.
Şimdi,
sağduyumuzdan başka bir şey kullanmayıp, diğer bir noktayı hesaba alalım.
Genellikle Lord Buddha'nın yaklaşık 2,500 yıl önce ortaya çıktığı kabul edilir
ve biliyoruz ki Lord Buddha Vedalara karşı bir öğreti sunmuştur. Bu yüzden
Vedalar, o tarihlerden önce varolmuştu, yoksa Lord Buddha nasıl onlara karşı
yaygınlaştırma yapardı?
Gerçekte
Lord Buddha'nın artık kabul etmemesinin sebebi, Vedik takipçilerinin
liderlerinin bir çoğunun, Vedaları artık doğru bir şekilde takip etmemesi ve
suistimal etmeleriydi. Her tarih öğrencisi, suistimal edilen bir şeyden
sonra, gelişmiş bir şeyin geldiğini bilir. Böylece, kötüleşme 2,500 yıl önce en
uç noktaya ulaşmış, insanlar Buddha’nın öğretilerine kucak açmışsa, sonra, net
bir şekilde yozlaşma yüzlerce yıl devam etmiştir. Vedaların oldukça ileri bir
felsefe biçimi olması, onların çoktan varolmuş olduğu ve binlerce yıl
öncesinden oldukça yaygın olduğunu işaret eder. Bu sebepten Vedaların ne kadar
eski olması gerektiğini kolayca anlayabiliriz.
Yukarıda
bahsedilen noktaları hesaba katarak, bu zamanda, Vedik insanlarının göçü ve
evleri veya Vedaların orijinal olarak nerede ve ne zaman ortaya çıktığı
arkeolojik olarak ispatlanamayacağını söylemek daha güvenli olur. Bunun
yanında, 1700 ve 1800 yıllarında Vedik edebiyatını ve kültürünü, bazı barbar,
aşağı ve yeni olarak ilk tanımlayan, Hindistan’daki, İngiliz Sanskritçilerini
ve eğitimcilerini unutmayalım.
Onlar,
farklı Vedik kitapların yazıldığı zaman üzerinde kitapların içeriği ve yazı
stillerine göre tahmini tarihleri düzenlediler. Fakat bu dikkate alınmamalı,
Vedik geleneği, bir kez Vedik bilgisi bölümlendirilmiş ve farklı ciltlere
yazılmış olduğunu, onların, Vedik bilgisinin o bölümün içeriğinde uzman olan,
daha sonra onu, alt dallara biçimlendiren diğer kişilere aktarmaya devam eden
bilgeler tarafından aktarıldığı tarif ediyor.
Nitekim,
Vedaların yavaş, yavaş evrim geçirmiş olduğu gibi görünebilir eğer etkilenmiş
olsalar da bir çok yazar tarafından uzun zaman periyodu boyunca değişse de,
ancak gerçekte mutlak mesele bu değildir.
Ayrıca,
Vedik Edebiyatının birçok yıllar boyunca palmiye yaprağının üzerine yazıldığını
ve yazdıklarında, diğer kopyaları istendiğinde kopyalanmış olduklarını
hatırlamalıyız. Yıllar boyunca diğer
kopyalar da tekrar, tekrar yapıldı. Yazıtların kesin geleneksel
modifikasyonu kendi kaynaklarının daha güncel olduğunu düşünen bazı düşünürler
tarafından yerini alacaktı. Ancak, Bhagavat
Puranalar’da, Sanskrit metinler hala, artık kullanılmayan yazı biçimini
içermesi, onun eski çağlara ait olduğunu doğruluyor. Her şeye rağmen, İngiliz
düşünürler Puranaların yazarının insanları, onların olduğundan daha eski
olduğunu düşünmeye sevk etmek için antik bir yazı kullanmış olduğunu
söylediler. İngilizlerin bu teori türünü niçin öne sürdükleri, onun kadim
kaynaklarını diskalifiye etme girişimleri, sadece Vedik edebiyatına karşı nasıl
önyargılı olduklarını göstermektedir.
Her
durumda, Vedik edebiyatını küçültmek için yapılan girişimler sadece minör etkiler yapar. Aslında, böyle metinleri değerlendirmeyle, Batı’da bir çok
önemli yazarlar ve şairler, daha önceki bölümde bahsedildiği gibi, Vedik edebiyatının dünyaya mağrur bakışını görme
fırsatını yakalayabilir ve gerçekten onlardan çok etkilenirler.
Böylece,
Vedalar nereden geldi? Modern tarihçiler, Vedaların nasıl derlendiği ve nerede
ortaya çıktığı hakkında birçok değişken teoriler sunabilir. Bizler, onların
Vedik düşünce anlayışını bu fazla basitleştirme veya Vedaların değerini bile
düşürme girişimlerini görebiliriz. Ancak, onlar teorilerinin hala şüpheli ve
bir çok fikirlerinin detaylı kanıtlardan yoksun olduğunu kabul etmeliler.
Gerçekte bir çok tarihçi bugün, tam olarak kayıtlı tarihin İ.Ö 600 yıl geri
gittiğini düşünüyorlar, ve bu periyottan önceki olaylar ve hikayeler
yazınlarda sadece hayal ürünü olan mitler ve efsaneler. Bu olaylara hayli dar
görüşlü bir bakışın yansımasıdır. Bir çok Vedik otoriteler ve benlik idrakine varmış bilgeler geçmişte, Mahabharata ve Puranalar’da olan hikayeleri gerçeklere
dayanan olarak kabul etti. Vedik öğretilerini spirirtüel mükemmellik için
takip ederek, bilincin yüce mertebesine ulaştılar.
Bu
sebepten, Vedaların nasıl şekillendiğinin hikayeleri anlamanın en iyi yolu,
sadece Vedik edebiyatının kendisini anlatmasına izin vermektir.
(Stephen Knapp.
1986. The Secret Teachings of the Vedas. Bölüm üç, sayfa 28-30)
Sevgilerimle,
Nrsimha Krsna das
Cumartesi, Temmuz 28, 2012
Vedalara Göre Yaradılış
Evreni yüce
bir varlık mı yarattı? Yaradılış hakkındaki ayrıntılı Vedik açıklama bir atesti
bile merak içine sokabilir.
Etrafımızdaki evren düzenli ve
simetrik olarak gözükmektedir. Gezegenler yörüngeleri etrafında mükemmelce
dönerler. Bedenlerimiz karmaşık bir dolaşım, solunum ve sindirim sistemine
sahiptir. Atomlar bile fazlasıyla yapısaldır. Bütün bunlar evrenin şansa değil
de zeki bir kişi tarafından yaratıldığına işaret eder. Eğer insanoğlu evler,
gökdelenler ve diğer bir çok binayı oluşturabiliyorsa, insandan daha güçlü bir
kişinin tüm evreni ve içindeki her şeyi yaratmış olması olasıdır.
Fakat bu dizayn dünyamızın her
köşesinde kuvvetle zeki bir yaratıcının (Tanrı) planına işaret etmesine rağmen,
sadece mantık ile O’nun varlığından kesinlikle emin olamayabiliriz. Kainatın
başlangıcı bizim tecrübemizin üzerindedir. Bizler evrenin yaratılışını
gözlemlemedik ve bildiğimiz her şey düşündüğümüzden farklı ya da hayal bile
edemeyeceğimiz bir çok şekilde meydana gelmiş olabilir. Bu sebeple mantık
platformunda bir Yüce Varlık veya Yaratan olup olmadığı tartışması çıkmaz ile
sonlanmalıdır.
Vedik edebiyatı sadece mantık ile
Yüce Varlık’ı anlayamayacağımızı teyit eder. Bhagavad Gita evreni ve ötesindeki
spiritüel dünyayı yaratan Tanrı’nın Şahsı Krişna’yı sadece O’nun merhametiyle
anlayabileceğimizi bildirir. Krişna memnun kaldığında kendisini inançlı
adananlarına gösterir. Mantığımız ve zihinsel jimnastiğimiz Rabbi kucaklamaya
yetmese de, O her şeye yeten gücüyle inançlı adananlarındaki belirsizlik ve
cehaleti ortadan kaldırır ve onlara kendisini gösterir.
Bununla birlikte, insan
muhakemesinin yanılma payını teyit ederken Vedalar mantığı terk etmememizi
tavsiye eder. Derin felsefik bir Tanrı anlayışımız yoksa, O’na olan inancımız düşünce
ve fanatizme doğru eğilim gösterir ve kolayca ateistik tartışmaların kurbanı
oluruz. Bu sebeple Vedik edebiyatı tüm mantık tartışmalarını içerir. Bunun
içinde evrenin çok yüce güçleri olan bir kişinin çalışması olduğuna işaret eden
dizayn tartışması da vardır. Aynı zamanda Vedik edebiyatı daha ileriye de
giderek yaradılışın tüm evrelerini, evrenin boyutları ve yaşını, yaradılış
amacını ve maddi elementlerin kökenini detaylarla açıklar. Bir başka deyişle
Vedik edebiyatı sadece ‘Tanrı yarattı’ şeklinde beyan etmez, bizlere nasıl ve
neden yarattığını da söyler.
Vedik edebiyatı Yüce Rabbin
yaratıcı vazifede direk olarak yer almak zorunda olmadığını iddia eder. Bazı
Tanrı’ya inanalar, O’nu yaratıcı olarak görevlerinden ötürü az bir boş zamanı
olan oldukça çok çalışan yaşlı bir kişi olarak algılarken, Vedik edebiyatı
O’nun sadece arzusuyla en ufak bir çabası olmadan yarattığını açıklar. Sınırsız
güce ve zenginliğe sahip olduğu için, her hangi çok zengin bir kişi gibi
başkalarını bu işi yapması için çalıştırabilir. Zengin bir yatırımcı bir ofis
binası inşa etmek isterse, bütün işi kendisi yapmaz. Genel bir plan hazırlar
veya bir sit alanı seçer. Sonrasında arzusunu yerine getirmek için avukat,
mimar, mühendislerle anlaşır. Toprağı kazarak, çimentoyu dökmesi veya tuğlaları
dizmesi gereken kişi yatırımcı değildir.
Yatırımcıya benzer şekilde Yüce
Rab yaratma görevinden uzaktadır. O sadece yaratıcı vazifeleri yapacak kişileri
yetkilendirir. Sıradan kişilere benzemeksizin Krişna kendisini tam yayılımlar
olarak bilinen kendisine eşit güçte ve zenginlikte olan sayısız süretlere
yayabilir. Bu yayılımların hepsi Tanrı’nın Şahsı Krişna’nın kendisidir fakat
aynı zamanda biribirinden bağımsız düşünce ve hareketlere sahip şahsiyetlerdir.
Brahma-samhita bu benzeşimi bir mumun aynı güç ve parlaklıkta diğer birçok mumu
yakabilmesi ile açıklar. Tanrı’nın asıl Şahsiyeti olan Krişna da kendisini
sayısız tam suretlere yayabilir ve yine de yüce asıl kişi, olarak kimliğini
sürdürebilir.
Bir kimsenin milyonlarca
televizyon ekranında aynı anda belirmesi Krişna’nın yayılım gücünü tarif eder.
Aradaki farkı şöyle açıklayabiliriz.
Televizyondaki yayılımlar sadece asıl kişinin resimleridir ve bu kişi
nasıl hareket eder ya da konuşursa aynısını yapar. Kendisinden farksız olmasına
rağmen Krişna’nın yayılımlarının tümü istedikleri gibi hareket ederler. Onlar
yalnızca resim değil, tam şahsiyetlerdir.
Zengin yatırımcı arzularını
yerine getirmek için başkalarını işe alırken, Krişna evreni bu bireysel
yayılımları ile kendisi yaratır. Bu transandantal olguyu daha detaylı olarak
Svetashvatara Upanişad şöyle açıklar: Amaçlarımıza ulaşmak için üç özelliğe
bağlı olmalıyız. Bilgi (jnana), güç (bala) ve hareket (kriya). Örneğin büyük
bir bina inşa etmek için mimarlar ve mühendisler bina bilimine ait yeterli
bilgiye sahip olmalı, inşaat şirketi yeteri kadar insan gücü ve makineye sahip
olmalı ve herkes çeşitli vazifelerde meşgul olmalıdır. Bununla birlikte, Yüce
Rab kendisi içinde tüm bilgi, güç ve hareket etmek için tüm potansiyeli
barındırır ve böylelikle her ne isterse yerine getirebilir. Bu güçleri çeşitli
yayılımları içersinde bulundurarak Krişna hiç bir çaba harcamadan yaratma işini
yerine getirir. Yatırımcı parasıyla çalışırken, Krişna şahsi yayılımları ve
enerjileri ile çalışır.
Krişna’nın kendisini yayabilme
kabiliyeti kavranamaz, sıradan mantık sınırları üzerindedir. Bu kavranamaz,
çünkü biz insanlar bunu yapamayız ve bir başkasını da bunu yaparken
görmemişizdir. Aksi takdirde Tanrı’yı tümüyle güçlü kabul ederek O’nun yaptığı
hiç bir şey kavranamaz değildir. Aslında O’nun kavranamaz özellikleri her şeye
gücü yeterliliğine destek olarak hizmet eder. Bu sebeple Vedik edebiyatı
Krişna’nın özelliklerini detaylarıyla açıklayarak Yüce Rabbe mantıklı bir
yaklaşımla anlayışa engel olmaz, fakat bunun yerine bizim mantık çizgilerimizi
daha yukarıya, transandantal platforma taşır.
Krişna’nın yaradılış için ilk
yayılımı kendi transandantal bedeninden maddi elementleri oluşturarak başlayan
Maha Vişnu’dur. Modern bilim adamları bir yaradan bahsine karşı çıkacaklardır.
Bilim adamları maddi enerjinin ebedi olduğunu söylerler. Bu sebeple bu konuya neden Tanrı’yı karıştırıyorsunuz
derler. Fakat Vedik metinleri Maha Vişnu’nun da ebedi olduğunu ve maddi
elementlerin onun ebedi enerjisi olduğunu açıklar. Tanrı ve enerjisi Güneş ve
ışınları gibidir. Birisi diğerinin kaynağı olmasına rağmen eş zamanlı olarak
varlardır. Hem Tanrı hem de maddi enerji ebedidir ve Tanrı maddi enerjinin
kaynağıdır.
Aynı zamanda bizler Maha
Vişnu’nun böylesi devasa bir maddi element yaratma eylemini tümüyle tükenmeden,
kendisinin elementsel yaradılış içinde dağılmadan nasıl sergilediğini merak
edebiliriz. Maddi olarak düşünürsek, belirli bir kaynaktan bir şey alırsak
yavaş yavaş o kaynağı tüketiriz. Banka hesabınızdan para çektikçe hesap bakiyeniz
azalır. Bir bardaktan su dökerseniz, bardak boşalır. Bir ineğin sütünü
sağarsanız inek otlamadıkça ya da yemek yemedikçe sütü azalır. Tanrı tanımsal
olarak her şeyin kaynağı olduğundan dışarıda onu tazeleyecek bir şey yoktur.
Peki o zaman Maha Vişnu maddi elementleri kendisinden yaratınca ona ne olur?
Isopanişad’da Maha Vişnu’ya hiç
bir şey olmadığı söylenir. O, sınırsız miktarda element bile meydana getirirken
bile etkilenmeyen ve değişmeyendir. Bu nasıl olabilir? Çünkü yok olma ve
tükenme maddenin özellikleridir. Maha Vişnu madde değil, saf ruhtur ve bu
sebeple maddi özellikleri yoktur. Kendi suretinden tüm kozmik oluşumu meydana
getirirken bile mükemmel ve bütün olarak kalır. Krişna kendisini Maha Vişnu
suretine yayarken suretini ve kimliğini değiştirmez. Böylelikle Maha Vişnu
maddi elementleri yaratırken kendi içinde bütün olarak kalır.
Şrimad Bhagavatam bize Maha
Vişnu’nun maddi elementlerden bir tane değil sayısız evrenler ya da evrensel
kabuklar yarattığını söyler. Bu devasa kabuklar oyuk kürelerdir. Alt kısımları
su ile doludur ve üzeri ise boştur. Yine Bhagavatam’da bizim evrenimizin tüm
evrenler içinde en küçüğü olduğu ve kabuğun içindeki boşluğun çapı dört milyar
mil uzunluğundayken, kürenin kendisinin milyarlarca mil kalınlığında olduğu
söylenir.
Maha Vişnu şahsiyetini yayar ve
her bir evren içine Garbhodakasayi Vişnu olarak girer. Sonrasında Garbhodakasayi
Vişnu evrendeki ilk canlı varlık olan Brahma’yı meydana getirir.
Rab Brahma ebedi bir bireysel
kişi olmasına rağmen Rabbin sınırsız bir yayılımı değildir. Brahma tıpkı bizler
gibi bir jiva-tattva yayılımıdır. Yani, Krişna ile nitelikte bir fakat
nicelikte farklıdır. Jiva-tattva yayılımları Krişna’nın bir parçası ve
bölümüdür. Coşku dolu işlevleri Krişna’ya aşk hizmeti sunmaktır. Aslında, tıpkı
bir parmağın tüm bedene hizmet etmekten başka fonksiyonu olmaması gibi başka
bir işlevleri yoktur. Jiva ruhları Rab Krişna’nın ebedi hizmetinden
ayrıldıklarında, tıpkı bir parmağın bedenden koptuğunda değerini yitirmesi gibi
ebedi coşku dolu özelliklerini kaybederler.
Maddi yaradılışa gelmeden önce
jiva ruhlar maddi evrenlerin üzerinde bulunan ebedi spirtüel dünyada yaşarlar.
Orada Tanrı’nın Yüce Şahsı Krişna ile olan ilişkilerinde bir hizmetkar veya
arkadaş gibi hareket ederler. Krişna ile olan bu ilişkiler sadece aşk üzerine
temellendiğinden jiva ruhların anlık bir bağımsızlıkları vardır. Her şeye gücü
yeten Yüce Kişi’ye ast olamyı seçebilirler ya da O’nun hizmetini geri çevirerek
kendileri bağımsız tanrılar olmayı arzulayabilirler. Bu hizmet etmek ya da
etmemek seçimi olmadan, Tanrı sevgisinden söz edilemez. Çünkü sevgi özgür
iradenin şartı olan bir harekettir. Jiva ruhların bir azınlığı
bağımsızlıklarını yanlış kullanarak Krişna olmadan keyif almayı arzularlar. Jivaların
bu küçük topluluğu doğal olmayan arzusunu yerine getirme isteiği sebebiyle Rab
Krişna maddi dünyayı yaratır. Maddi evrenlerin kabuklarının duvarları içinde
bağımsızca düşünen jivalar milyonlarca tür içinden bir beden ile
ödüllendirilirler ve Krişna ile birlikte olan coşku ve bilgi dolu ebedi
yaşamlarını unuturlar. Bhagavad Gita’ya göre bir jiva ruh her canlı varlığın
içinde tıpkı bir otomobil içindeki şöfor gibi oturmaktadır. Şöfor bütün
hareketleri yönetse de arabadan farklıdır. Benzer olarak jiva ruh, inatla maddi
elementlerden meydana gelmiş bir bedenin keyfini çıkarmayı denese de ondan
ayrıdır. Mikroptan insana kadar her bir beden türü jivaya belirli bir duyu
tatmini sağlar. Her bedende tanrısızlık özlemini tatmin edecek farklı bir araç
olur.
Sayısız her bir evren içinde
Garbhodakasayi Vişnu kendisini daha sonra evrenlerdeki canlı varlıkların
kalbinin içine yayacak olan Kshirodakashayi Vişnu olarak yayar. Krişna’nın bu
yayılımına Paramatma veya Süper Ruh denir. Paramatma her bir jiva ruha maddi
zevk arayışında eşlik eder. Rab Krişna Gita’da, kendisinin Süper Ruh olarak
onlara hafıza, bilgi ve unutkanlık vererek arayışlarını yönlendirdiğini söyler.
Ölüm anında jiva ruh o anki bedeninden ayrılarak 8,400,000 tür içindeki bir
sonraki doğumuna hazırlanır. Bütün bunlar kalpteki Rab tarafından organize
edilir. İnsan bedeni fedakarlık, benlik idraki ve Krişna bilincini yeniden
canlandırmak için uygundur. Fakat, insan bir hayvan gibi hareket eder ve
arzularsa bir sonraki yaşamında bir havanın bedeninde keyif almasına izin
verilir.
Süper Ruh maddi bir beden içinde
bulunmasına karşın madde ile ilgili hiç bir şeyden keyif almayı arzulamaz. Krişna
ve yayılımları maddi enerjiyi kontrol ederken, jiva Krişna’yı unutmayı
arzuladığı sürece maddi enerji tarafından kontrol edilir. Upanişadlarda, jiva
ruh ve Süper Ruh aynı ağaçta duran iki kuş ile benzeştirilir. Bir kuş (jiva) ağaçtaki
meyvelerin, maddi zevklerin tadını çıkarmaya çalışırken kendisini sabırla
izleyen diğer kuşu (Süper Ruh) unutur. Süper Ruh maddi arzu ile etkilenmeden
jivanın hareketlerini gözlemler ve onu yönlendirir. Sadece jiva ruhlar maddi
beden olduklarını sanarak maddeden zevk almaya çalışırlar.
Bu dünya saf ve hilesiz bir
eğlence yeri değildir. Eminim bunu hepimiz tecrübe etmişizdir. Aslında, bazen
Tanrı’nın var olup olmadığı bile tartışılıyor. Yaradılış hastalık, yaşlılık,
ölüm ve bir sürü diğer sefilliklerle doludur. Krişna maddi dünyayı sadece
bizlerin bağımsızca duyu tatmini yaşaması için yaratmamıştır. Aynı zamanda bize
kendi hizmeti dışındaki eğlencenin yanıltıcı olduğunu hatırlatır. Bir adam arkadaşlarını,
ailesini, akrabalarını ve kendisini unutarak delirdiğinde bu çılgınlık
durumundaki yaşayacağı tüm zevk değersizdir. Aynı şekide jiva ruhlar da en
sevgili arkadaşları Krişna ile olan ilişkilerini unutmuşlardır. Bu ilişkiyi
tekrar kurmadan zenginlik, ün, güzellik, eğitim ve diğer geçici maddi
avantajları sağlasalar bile mutluluk ile ilgili çok küçük bir parçanın farkına
varabileceklerdir. Maddi arzular jivaya maddi yaradılışın kendisine yabancı
olduğunu hatırlatması için dizayn edilmiştir. Böylece Tanrı’nın bizim
iyiliğimiz için olan endişesi açığa çıkar. Kendine gelen ve Krişna bilincini
uygulamaya başlayan jiva çabucak sipritüel dünyaya geri döner.
Her bir evrendeki ilk jiva ruh
olan Rab Brahma, tüm gezegenleri ve gezegen sistemlerini inşa etmekten
sorumludur. Aynı zamanda içinde su canlıları, böcekler, bitkiler, kuşlar,
hayvanlar ve insanların bulunduğu 8,400,000 yaşam türünü yaratmaktan da
sorumludur. Garbhodakashayi Vişnu’dan güç ve ilham alan Brahma maddi
elementleri kullanarak var oluşu bir araya getirir. Brahma evrenin yarısını
dolduran okyanus sularının hemen üzerinden başlayarak kendi gezegeninin en
üzeri noktası olan evrensel kubbeye kadar on dört gezegen sistemini üst üste
sıralanacak şekilde inşa eder. Dünya gezegeni bu on dört gezegn sistemi içinde
yedinci sırada yer alır.
Brahma kendi elementlerini
yaratmaz. Elementleri değiştirirken bile Rab Vişnu’nun rehberliğine bağlı
olarak hareket eder. Brahma her bir beden içinde hareket eden yaşamları
yaratmaz çünkü yaşam maddi elementlerin kombinasyonunun bir sonucu değildir. Brahma
sadece bedensel araçların yaradılışına yardımcı olurken ebedi jiva ruhlar Yüce
Rab tarafından sağlanır.
Brahma’nın bu kısa yaratlış
tanımlaması ile popüler bilimsel tanımlamalar arasındaki bir sürü fark arasında
özellikle iki tanesi çok önemlidir. Birincisi Vedik edebiyatı her bir evrendeki
orjinal yaratığı çok zeki hatta en büyük modern bilim adamlarından bile daha
zeki olarak tanımlar. Brahma’nın zekası ve ortaya çıkan yaratıcı başarıları
sadece Rab Vişnu’nun kendisi tarafından aşılır. Diğer tarfaftan modern bilim
adamları evrendeki orjinal yaratığın bir mikrop olduğunu ve modern insanın
atalarının maymunlar olduğunu iddia ederler.
Diğer bir çelişki ise Vedik
edebiyatı tüm canlıların yaradılışın başında hemen hemen eş zamanlı olarak
meydana geldiğini iddia etmesidir. Popüler evrim teorisi tüm türlerin yavaş
yavaş evrimleştiğini iddia eder. Evrimcilere göre su canlıları kara
hayvanlarına evrimleşmiş ve kara hayvanları da kısa bir süre önce insanlara
evrimleşmiştir. Darwin’in bu teorisinin üstünden bir yüz yıldan fazla süre
geçmesine ragmen evrimciler hala buna ait bir fosil ortaya çıkaramamışlardır. Sıkı
Darwinciler için bu kanıt eksiklği sadece teorilerini yamamak için bir itici
güç olmuştur. Fakat Krişna’nın sıkı bir takipçisi için Vedik yaradılış
versiyonu bir teyittir.
Bu bağlamda evrenin yaşı ile
ilgili Vedik hesaplamalarda ilginç bir hal alır. Vedik edebiyatı Brahma’nın
Maha Vişnu’nun bir nefes süresince yaşadığını belirtir. Maha Vişnu nefes
verdiğinde maddi elementler ve evrenler ondan meydana gelirken, nefes aldığında
ise tüm evrenler yok olur ve tekrar onun bedeninde birleşir. Bu sebeple
evrenler ve onların ilgili Brahmaları Maha Vişnu’nun her nefesinde yaratılır ve
yok olur. Tüm döngü, Maha Vişnu’nun bir nefesi ya da Brahma’nın bir yaşam
süresi 310 trilyon güneş yılıdır. Şrimad Bhagavatam’a göre günümüzde Brahma’nın
yaşamının yarısı geçmiştir. Yani, bu evren bütün türleriyle beraber 155 trilyon
yıldır mevcuttur.
Yaradılışın Vedik versiyonu ile
diğer versiyonlar arasında hem teistik hem de atesitik bakımdan bir çok çelişki
vardır. Bhagavatam ve diğer Vedik metinleri zamanın evren ve Yüce Rab ile
ilişkisi, her bir maddi elementin gelişimi ve rolü, yer çekiminin orijini ve
yaradılış hakkında bir çok diğer detayı analiz eder. Vedalar her adımda
yaratıcı yöntem anlayışı hakkında sıra dışı bir anlayış ortaya çıkarır.
Bir çok insan Vedik açıklamaların
bilimsel olarak ispatlanabilip, ispatlanamayacağını tartışacaktır. Fakat hiç
birisi bilimsel olarak ispatlanamaz değildir. Maha Vişnu’nun devasa suretini
nasıl ispatlar ya da ispatlayamazsınız ki?
En azından neden Vedik metinleri
bir kanıt olarak düşünmeyelim? En eski, en çok bilgi içeren ve içeriği en
zengin bilgileri içeriyor. Sadece yaratılış hakkında bilgi vermiyor aynı
zamanda insanlığın ihtiyacı olan tüm konularda; ilaç ekonomi, vs vs bilgi
veriyor. Sadece kapsamlı doğasıyla bile Vedik edebiyatı her alanda araştırmacı
tarafından ciddi çalışmaları hak ediyor..
Krişna’nın adananları Vedik
demeçleri kanıt, “aksiyomatik gerçek” olarak kabul ederler. Çünkü, Vedaların
yazarı Kirşna’dır. Bhagavad Gita’da Krişna der ki: “Vedaların tümüyle birlikte,
Ben bilinirim. Kesinlikle, ben Vedanta’nın derleyicisiyim ve Vedaları bilenim.”
En azından adananlar için Mutlak Hakikat tarafından söylenen sözler mükemmel
kanıtlardır.
Sevgiyle kalın…
Nrsimha Krsna das
Pazar, Haziran 12, 2011
Adi Purusha Prabhu ile Türkçe Şrimad Bhagavatam Söyleşileri
Geçtiğimiz hafta Ukrayna’dan bir misafirim vardı. Adi Puruşa Prabhu yoğun temposu içinde bizleri ziyaret etti. Kendisi Hindistan, Vrindavan’da VIHE (http://vihe.org/) enstitüde eğitmenlik yapan Vedalar üzerine çok bilgili bir insan. Aynı zamanda çok iyi de bir kişi. 6-7-8-9 Haziran günleri Govinda İstanbul’da çok keyifli sohbetler ve paylaşımlarda bulunduk. Şrimad Bhagavatam’ın kendi ana dilimizde Türkçe bulunması bizler için büyük bir şans. Hem Adi Puruşa’nın anlattıklarını takip edebilme şansımız oldu, hem de Vedalar ile ilgilenen kişiler için inanılmaz derin bir kaynağa sahip olmuş olduk.
Söyleşilerimiz özetle Yüce Kişi ile bağlantımız, onunla olan bağlantımızı nasıl tekrar canlandıracağımız, yoga sistemleri, Şrimad Bhagavatam tanımlamaları, maha mantranın önemi, insanların egoları, en güçlü maddi güdülerimiz, ölüm ve korkularımız, Vedalara gore diğer gezegen sistemleri hakkında idi. Karşılıklı soru cevaplar sonrasında da mantra meditasyon uygulamaları yaptık hep beraber. Keyifli anları, keyifli insanlarla paylaştık. Çok güzel ruhlarla tanıştık. Umarım Adi Puruşa Prabhu yakın zamanda bizleri tekrar ziyaret eder ve hoş sohbetini çok özletmez.
Sevgilerimle.
Salı, Mayıs 31, 2011
Türkçe Şrimad Bhagavatam
Bir kaç önceki yazımda vedik literatürünün özü kabul edilen Şrimad Bhagavatam’dan bahsetmiştim. Benim ve bazı arkadaşlarımızın rüyasıydı Şrimad Bhagavatam’ı kendi ana dilimizde okumak. Şri Guru ve Gauranga’nın merhametiyle spiritüel rüyalar gerçekleşebilir. Uzun süren bir çalışmanın meyvesini aldık ve Şrimad Bhagavatam, Birinci Şarkı – birinci bölümü Türkçe olarak basıldı. Nasıl mı oldu? Bahar festivali için Macaristan, Krişna Vadisi’ni ziyarete gitmiştim. Arkadaşlarım Şebnem, Engin ve Grace’te bana eşlik ettiler ziyaretimde. Maalesef çok istememize rağmen çeviri hizmetinde çok ciddi çalışan Nilüfer Mataji bizlere katılamadı. Bu çeviri kendisinin çok ciddi bir emeğidir. Ayrıca, Macaristan yatrasından Sundara-rupa Prabhu bize her zamanki gibi inanılmaz destek olarak, tam zamanında kitabı baskıdan çıkardı. Gaura Şakti Prabhu’nun yaptıklarından bahsetmeye bile gerek yok. O olmasa her şey rüya olmaya devam edecekti.
Gaura Şakti Prabhu festivalden bir gün önce odasına çağırıp baskıdan çıkmış kitapları gösterdiğinde nefesim kesilmiş ve söyleyecek bir kelime bulamamıştım heyecandan. Hala önümdeki baskıya baktıkça aynı heyecanı hissediyorum. Bu kesinlikle Şrila Prabhupada ve Şri Caitanya Mahaprabhu’nun merhametidir.
Manevi öğretmenim HH Srila Şivarama Maharaj’ın Vyasa Puja kutlaması gününde çok heyecanlanmıştım. Öğleden sonra Gaura Sakti Prabhu, Adi Radhika Mataji, tatlı kızları Hladini & Padma ve ben ilk Türkçe Şrimad Bhagavatam kopyasını Guru Maharaj’a sunduk. Unutulmaz bir andı. Gurudeva kitabı eline aldığında çok mutluydu. Daha sonra bu sene aldığı en güzel Vyasa-puja hediyesinin bu kitap olduğunu söyledi.
Artık Türkçe konuşan insanlar da Tanrının Yüce Şahsiyeti, Şri Krişna hakkında derin felsefi anlayışa sahip olma şansına sahipler. Bu kitaptan edinmek isterseniz lütfen benimle bağlantı kurun.
Şrimad Bhagavatam ki Jaya! Transandantal kitaplar ki Jaya! Şrila Prabhupada ki Jaya!
Sevgilerimle,
Salı, Mayıs 03, 2011
Şrimad Bhagavatam
Vedalar çok farklı konulara değinir. Yüksek bir medeniyete ait kitaplardır ve bilginin tüm bölümlerini kapsar. Bunların arasında Şrimad Bhagavatam, Tanrı hakkındaki konularla özellikle ilgilenir. Şrimad güzel ya da zengin, Bhagavtam ise Tanrı ile ilgili demektir. Bu şekilde Şrimad-Bhagavatam‘ı 'Tanrı'nın güzel hikayesi' olarak çevirebiliriz.
Şrimad-Bhagavatam Tanrı’yı, bizlerin Onunla ilişkisini ve bu ilişkinin farkına varma yöntemlerini anlatır. 18,000 kıtası Tanrı’nın isimleri, suretleri, doğası, kişiliği, adananları, aktiviteleri, mekanları ve çok daha fazlası hakkında detaylı bilgiler verir.
Başlagıç bölümlerinden bir tanesinde Vedik literatürünün bir kısmını yazan ve gerisini derleyen bilge Vyasadeva’nın başarısına ragmen tatminizliğinden bahsedilir. Sonrasında Gurusunun talimatıyla Vedaların ağacının olgun meyvesi olarak adlandırılan Şrimad-Bhagavatam’ı yazmaya başlar.
Birçok dilde mevcut olan bu 12 şarkıdan oluşan şaheser bilgi kaynağını yakında Şrila Prabhupada yorumlarıyla birlikte Türkçe okuyabileceğiz. Gelişmelerden sizleri mutlaka haberdar edeceğim.
Sevgiler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





