Cumartesi, Temmuz 28, 2012

Vedalara Göre Yaradılış



Evreni yüce bir varlık mı yarattı? Yaradılış hakkındaki ayrıntılı Vedik açıklama bir atesti bile merak içine sokabilir.
Etrafımızdaki evren düzenli ve simetrik olarak gözükmektedir. Gezegenler yörüngeleri etrafında mükemmelce dönerler. Bedenlerimiz karmaşık bir dolaşım, solunum ve sindirim sistemine sahiptir. Atomlar bile fazlasıyla yapısaldır. Bütün bunlar evrenin şansa değil de zeki bir kişi tarafından yaratıldığına işaret eder. Eğer insanoğlu evler, gökdelenler ve diğer bir çok binayı oluşturabiliyorsa, insandan daha güçlü bir kişinin tüm evreni ve içindeki her şeyi yaratmış olması olasıdır.
Fakat bu dizayn dünyamızın her köşesinde kuvvetle zeki bir yaratıcının (Tanrı) planına işaret etmesine rağmen, sadece mantık ile O’nun varlığından kesinlikle emin olamayabiliriz. Kainatın başlangıcı bizim tecrübemizin üzerindedir. Bizler evrenin yaratılışını gözlemlemedik ve bildiğimiz her şey düşündüğümüzden farklı ya da hayal bile edemeyeceğimiz bir çok şekilde meydana gelmiş olabilir. Bu sebeple mantık platformunda bir Yüce Varlık veya Yaratan olup olmadığı tartışması çıkmaz ile sonlanmalıdır.
Vedik edebiyatı sadece mantık ile Yüce Varlık’ı anlayamayacağımızı teyit eder. Bhagavad Gita evreni ve ötesindeki spiritüel dünyayı yaratan Tanrı’nın Şahsı Krişna’yı sadece O’nun merhametiyle anlayabileceğimizi bildirir. Krişna memnun kaldığında kendisini inançlı adananlarına gösterir. Mantığımız ve zihinsel jimnastiğimiz Rabbi kucaklamaya yetmese de, O her şeye yeten gücüyle inançlı adananlarındaki belirsizlik ve cehaleti ortadan kaldırır ve onlara kendisini gösterir.
Bununla birlikte, insan muhakemesinin yanılma payını teyit ederken Vedalar mantığı terk etmememizi tavsiye eder. Derin felsefik bir Tanrı anlayışımız yoksa, O’na olan inancımız düşünce ve fanatizme doğru eğilim gösterir ve kolayca ateistik tartışmaların kurbanı oluruz. Bu sebeple Vedik edebiyatı tüm mantık tartışmalarını içerir. Bunun içinde evrenin çok yüce güçleri olan bir kişinin çalışması olduğuna işaret eden dizayn tartışması da vardır. Aynı zamanda Vedik edebiyatı daha ileriye de giderek yaradılışın tüm evrelerini, evrenin boyutları ve yaşını, yaradılış amacını ve maddi elementlerin kökenini detaylarla açıklar. Bir başka deyişle Vedik edebiyatı sadece ‘Tanrı yarattı’ şeklinde beyan etmez, bizlere nasıl ve neden yarattığını da söyler.
Vedik edebiyatı Yüce Rabbin yaratıcı vazifede direk olarak yer almak zorunda olmadığını iddia eder. Bazı Tanrı’ya inanalar, O’nu yaratıcı olarak görevlerinden ötürü az bir boş zamanı olan oldukça çok çalışan yaşlı bir kişi olarak algılarken, Vedik edebiyatı O’nun sadece arzusuyla en ufak bir çabası olmadan yarattığını açıklar. Sınırsız güce ve zenginliğe sahip olduğu için, her hangi çok zengin bir kişi gibi başkalarını bu işi yapması için çalıştırabilir. Zengin bir yatırımcı bir ofis binası inşa etmek isterse, bütün işi kendisi yapmaz. Genel bir plan hazırlar veya bir sit alanı seçer. Sonrasında arzusunu yerine getirmek için avukat, mimar, mühendislerle anlaşır. Toprağı kazarak, çimentoyu dökmesi veya tuğlaları dizmesi gereken kişi yatırımcı değildir.
Yatırımcıya benzer şekilde Yüce Rab yaratma görevinden uzaktadır. O sadece yaratıcı vazifeleri yapacak kişileri yetkilendirir. Sıradan kişilere benzemeksizin Krişna kendisini tam yayılımlar olarak bilinen kendisine eşit güçte ve zenginlikte olan sayısız süretlere yayabilir. Bu yayılımların hepsi Tanrı’nın Şahsı Krişna’nın kendisidir fakat aynı zamanda biribirinden bağımsız düşünce ve hareketlere sahip şahsiyetlerdir. Brahma-samhita bu benzeşimi bir mumun aynı güç ve parlaklıkta diğer birçok mumu yakabilmesi ile açıklar. Tanrı’nın asıl Şahsiyeti olan Krişna da kendisini sayısız tam suretlere yayabilir ve yine de yüce asıl kişi, olarak kimliğini sürdürebilir.
Bir kimsenin milyonlarca televizyon ekranında aynı anda belirmesi Krişna’nın yayılım gücünü tarif eder. Aradaki farkı şöyle açıklayabiliriz.  Televizyondaki yayılımlar sadece asıl kişinin resimleridir ve bu kişi nasıl hareket eder ya da konuşursa aynısını yapar. Kendisinden farksız olmasına rağmen Krişna’nın yayılımlarının tümü istedikleri gibi hareket ederler. Onlar yalnızca resim değil, tam şahsiyetlerdir.


Zengin yatırımcı arzularını yerine getirmek için başkalarını işe alırken, Krişna evreni bu bireysel yayılımları ile kendisi yaratır. Bu transandantal olguyu daha detaylı olarak Svetashvatara Upanişad şöyle açıklar: Amaçlarımıza ulaşmak için üç özelliğe bağlı olmalıyız. Bilgi (jnana), güç (bala) ve hareket (kriya). Örneğin büyük bir bina inşa etmek için mimarlar ve mühendisler bina bilimine ait yeterli bilgiye sahip olmalı, inşaat şirketi yeteri kadar insan gücü ve makineye sahip olmalı ve herkes çeşitli vazifelerde meşgul olmalıdır. Bununla birlikte, Yüce Rab kendisi içinde tüm bilgi, güç ve hareket etmek için tüm potansiyeli barındırır ve böylelikle her ne isterse yerine getirebilir. Bu güçleri çeşitli yayılımları içersinde bulundurarak Krişna hiç bir çaba harcamadan yaratma işini yerine getirir. Yatırımcı parasıyla çalışırken, Krişna şahsi yayılımları ve enerjileri ile çalışır.
Krişna’nın kendisini yayabilme kabiliyeti kavranamaz, sıradan mantık sınırları üzerindedir. Bu kavranamaz, çünkü biz insanlar bunu yapamayız ve bir başkasını da bunu yaparken görmemişizdir. Aksi takdirde Tanrı’yı tümüyle güçlü kabul ederek O’nun yaptığı hiç bir şey kavranamaz değildir. Aslında O’nun kavranamaz özellikleri her şeye gücü yeterliliğine destek olarak hizmet eder. Bu sebeple Vedik edebiyatı Krişna’nın özelliklerini detaylarıyla açıklayarak Yüce Rabbe mantıklı bir yaklaşımla anlayışa engel olmaz, fakat bunun yerine bizim mantık çizgilerimizi daha yukarıya, transandantal platforma taşır.
Krişna’nın yaradılış için ilk yayılımı kendi transandantal bedeninden maddi elementleri oluşturarak başlayan Maha Vişnu’dur. Modern bilim adamları bir yaradan bahsine karşı çıkacaklardır. Bilim adamları maddi enerjinin ebedi olduğunu söylerler. Bu sebeple  bu konuya neden Tanrı’yı karıştırıyorsunuz derler. Fakat Vedik metinleri Maha Vişnu’nun da ebedi olduğunu ve maddi elementlerin onun ebedi enerjisi olduğunu açıklar. Tanrı ve enerjisi Güneş ve ışınları gibidir. Birisi diğerinin kaynağı olmasına rağmen eş zamanlı olarak varlardır. Hem Tanrı hem de maddi enerji ebedidir ve Tanrı maddi enerjinin kaynağıdır.
Aynı zamanda bizler Maha Vişnu’nun böylesi devasa bir maddi element yaratma eylemini tümüyle tükenmeden, kendisinin elementsel yaradılış içinde dağılmadan nasıl sergilediğini merak edebiliriz. Maddi olarak düşünürsek, belirli bir kaynaktan bir şey alırsak yavaş yavaş o kaynağı tüketiriz. Banka hesabınızdan para çektikçe hesap bakiyeniz azalır. Bir bardaktan su dökerseniz, bardak boşalır. Bir ineğin sütünü sağarsanız inek otlamadıkça ya da yemek yemedikçe sütü azalır. Tanrı tanımsal olarak her şeyin kaynağı olduğundan dışarıda onu tazeleyecek bir şey yoktur. Peki o zaman Maha Vişnu maddi elementleri kendisinden yaratınca ona ne olur?
Isopanişad’da Maha Vişnu’ya hiç bir şey olmadığı söylenir. O, sınırsız miktarda element bile meydana getirirken bile etkilenmeyen ve değişmeyendir. Bu nasıl olabilir? Çünkü yok olma ve tükenme maddenin özellikleridir. Maha Vişnu madde değil, saf ruhtur ve bu sebeple maddi özellikleri yoktur. Kendi suretinden tüm kozmik oluşumu meydana getirirken bile mükemmel ve bütün olarak kalır. Krişna kendisini Maha Vişnu suretine yayarken suretini ve kimliğini değiştirmez. Böylelikle Maha Vişnu maddi elementleri yaratırken kendi içinde bütün olarak kalır.
Şrimad Bhagavatam bize Maha Vişnu’nun maddi elementlerden bir tane değil sayısız evrenler ya da evrensel kabuklar yarattığını söyler. Bu devasa kabuklar oyuk kürelerdir. Alt kısımları su ile doludur ve üzeri ise boştur. Yine Bhagavatam’da bizim evrenimizin tüm evrenler içinde en küçüğü olduğu ve kabuğun içindeki boşluğun çapı dört milyar mil uzunluğundayken, kürenin kendisinin milyarlarca mil kalınlığında olduğu söylenir.
Maha Vişnu şahsiyetini yayar ve her bir evren içine Garbhodakasayi Vişnu olarak girer. Sonrasında Garbhodakasayi Vişnu evrendeki ilk canlı varlık olan Brahma’yı meydana getirir.
Rab Brahma ebedi bir bireysel kişi olmasına rağmen Rabbin sınırsız bir yayılımı değildir. Brahma tıpkı bizler gibi bir jiva-tattva yayılımıdır. Yani, Krişna ile nitelikte bir fakat nicelikte farklıdır. Jiva-tattva yayılımları Krişna’nın bir parçası ve bölümüdür. Coşku dolu işlevleri Krişna’ya aşk hizmeti sunmaktır. Aslında, tıpkı bir parmağın tüm bedene hizmet etmekten başka fonksiyonu olmaması gibi başka bir işlevleri yoktur. Jiva ruhları Rab Krişna’nın ebedi hizmetinden ayrıldıklarında, tıpkı bir parmağın bedenden koptuğunda değerini yitirmesi gibi ebedi coşku dolu özelliklerini kaybederler.
Maddi yaradılışa gelmeden önce jiva ruhlar maddi evrenlerin üzerinde bulunan ebedi spirtüel dünyada yaşarlar. Orada Tanrı’nın Yüce Şahsı Krişna ile olan ilişkilerinde bir hizmetkar veya arkadaş gibi hareket ederler. Krişna ile olan bu ilişkiler sadece aşk üzerine temellendiğinden jiva ruhların anlık bir bağımsızlıkları vardır. Her şeye gücü yeten Yüce Kişi’ye ast olamyı seçebilirler ya da O’nun hizmetini geri çevirerek kendileri bağımsız tanrılar olmayı arzulayabilirler. Bu hizmet etmek ya da etmemek seçimi olmadan, Tanrı sevgisinden söz edilemez. Çünkü sevgi özgür iradenin şartı olan bir harekettir. Jiva ruhların bir azınlığı bağımsızlıklarını yanlış kullanarak Krişna olmadan keyif almayı arzularlar. Jivaların bu küçük topluluğu doğal olmayan arzusunu yerine getirme isteiği sebebiyle Rab Krişna maddi dünyayı yaratır. Maddi evrenlerin kabuklarının duvarları içinde bağımsızca düşünen jivalar milyonlarca tür içinden bir beden ile ödüllendirilirler ve Krişna ile birlikte olan coşku ve bilgi dolu ebedi yaşamlarını unuturlar. Bhagavad Gita’ya göre bir jiva ruh her canlı varlığın içinde tıpkı bir otomobil içindeki şöfor gibi oturmaktadır. Şöfor bütün hareketleri yönetse de arabadan farklıdır. Benzer olarak jiva ruh, inatla maddi elementlerden meydana gelmiş bir bedenin keyfini çıkarmayı denese de ondan ayrıdır. Mikroptan insana kadar her bir beden türü jivaya belirli bir duyu tatmini sağlar. Her bedende tanrısızlık özlemini tatmin edecek farklı bir araç olur.
Sayısız her bir evren içinde Garbhodakasayi Vişnu kendisini daha sonra evrenlerdeki canlı varlıkların kalbinin içine yayacak olan Kshirodakashayi Vişnu olarak yayar. Krişna’nın bu yayılımına Paramatma veya Süper Ruh denir. Paramatma her bir jiva ruha maddi zevk arayışında eşlik eder. Rab Krişna Gita’da, kendisinin Süper Ruh olarak onlara hafıza, bilgi ve unutkanlık vererek arayışlarını yönlendirdiğini söyler. Ölüm anında jiva ruh o anki bedeninden ayrılarak 8,400,000 tür içindeki bir sonraki doğumuna hazırlanır. Bütün bunlar kalpteki Rab tarafından organize edilir. İnsan bedeni fedakarlık, benlik idraki ve Krişna bilincini yeniden canlandırmak için uygundur. Fakat, insan bir hayvan gibi hareket eder ve arzularsa bir sonraki yaşamında bir havanın bedeninde keyif almasına izin verilir.
Süper Ruh maddi bir beden içinde bulunmasına karşın madde ile ilgili hiç bir şeyden keyif almayı arzulamaz. Krişna ve yayılımları maddi enerjiyi kontrol ederken, jiva Krişna’yı unutmayı arzuladığı sürece maddi enerji tarafından kontrol edilir. Upanişadlarda, jiva ruh ve Süper Ruh aynı ağaçta duran iki kuş ile benzeştirilir. Bir kuş (jiva) ağaçtaki meyvelerin, maddi zevklerin tadını çıkarmaya çalışırken kendisini sabırla izleyen diğer kuşu (Süper Ruh) unutur. Süper Ruh maddi arzu ile etkilenmeden jivanın hareketlerini gözlemler ve onu yönlendirir. Sadece jiva ruhlar maddi beden olduklarını sanarak maddeden zevk almaya çalışırlar.
Bu dünya saf ve hilesiz bir eğlence yeri değildir. Eminim bunu hepimiz tecrübe etmişizdir. Aslında, bazen Tanrı’nın var olup olmadığı bile tartışılıyor. Yaradılış hastalık, yaşlılık, ölüm ve bir sürü diğer sefilliklerle doludur. Krişna maddi dünyayı sadece bizlerin bağımsızca duyu tatmini yaşaması için yaratmamıştır. Aynı zamanda bize kendi hizmeti dışındaki eğlencenin yanıltıcı olduğunu hatırlatır. Bir adam arkadaşlarını, ailesini, akrabalarını ve kendisini unutarak delirdiğinde bu çılgınlık durumundaki yaşayacağı tüm zevk değersizdir. Aynı şekide jiva ruhlar da en sevgili arkadaşları Krişna ile olan ilişkilerini unutmuşlardır. Bu ilişkiyi tekrar kurmadan zenginlik, ün, güzellik, eğitim ve diğer geçici maddi avantajları sağlasalar bile mutluluk ile ilgili çok küçük bir parçanın farkına varabileceklerdir. Maddi arzular jivaya maddi yaradılışın kendisine yabancı olduğunu hatırlatması için dizayn edilmiştir. Böylece Tanrı’nın bizim iyiliğimiz için olan endişesi açığa çıkar. Kendine gelen ve Krişna bilincini uygulamaya başlayan jiva çabucak sipritüel dünyaya geri döner.
Her bir evrendeki ilk jiva ruh olan Rab Brahma, tüm gezegenleri ve gezegen sistemlerini inşa etmekten sorumludur. Aynı zamanda içinde su canlıları, böcekler, bitkiler, kuşlar, hayvanlar ve insanların bulunduğu 8,400,000 yaşam türünü yaratmaktan da sorumludur. Garbhodakashayi Vişnu’dan güç ve ilham alan Brahma maddi elementleri kullanarak var oluşu bir araya getirir. Brahma evrenin yarısını dolduran okyanus sularının hemen üzerinden başlayarak kendi gezegeninin en üzeri noktası olan evrensel kubbeye kadar on dört gezegen sistemini üst üste sıralanacak şekilde inşa eder. Dünya gezegeni bu on dört gezegn sistemi içinde yedinci sırada yer alır.
Brahma kendi elementlerini yaratmaz. Elementleri değiştirirken bile Rab Vişnu’nun rehberliğine bağlı olarak hareket eder. Brahma her bir beden içinde hareket eden yaşamları yaratmaz çünkü yaşam maddi elementlerin kombinasyonunun bir sonucu değildir. Brahma sadece bedensel araçların yaradılışına yardımcı olurken ebedi jiva ruhlar Yüce Rab tarafından sağlanır.
Brahma’nın bu kısa yaratlış tanımlaması ile popüler bilimsel tanımlamalar arasındaki bir sürü fark arasında özellikle iki tanesi çok önemlidir. Birincisi Vedik edebiyatı her bir evrendeki orjinal yaratığı çok zeki hatta en büyük modern bilim adamlarından bile daha zeki olarak tanımlar. Brahma’nın zekası ve ortaya çıkan yaratıcı başarıları sadece Rab Vişnu’nun kendisi tarafından aşılır. Diğer tarfaftan modern bilim adamları evrendeki orjinal yaratığın bir mikrop olduğunu ve modern insanın atalarının maymunlar olduğunu iddia ederler.
Diğer bir çelişki ise Vedik edebiyatı tüm canlıların yaradılışın başında hemen hemen eş zamanlı olarak meydana geldiğini iddia etmesidir. Popüler evrim teorisi tüm türlerin yavaş yavaş evrimleştiğini iddia eder. Evrimcilere göre su canlıları kara hayvanlarına evrimleşmiş ve kara hayvanları da kısa bir süre önce insanlara evrimleşmiştir. Darwin’in bu teorisinin üstünden bir yüz yıldan fazla süre geçmesine ragmen evrimciler hala buna ait bir fosil ortaya çıkaramamışlardır. Sıkı Darwinciler için bu kanıt eksiklği sadece teorilerini yamamak için bir itici güç olmuştur. Fakat Krişna’nın sıkı bir takipçisi için Vedik yaradılış versiyonu bir teyittir.
Bu bağlamda evrenin yaşı ile ilgili Vedik hesaplamalarda ilginç bir hal alır. Vedik edebiyatı Brahma’nın Maha Vişnu’nun bir nefes süresince yaşadığını belirtir. Maha Vişnu nefes verdiğinde maddi elementler ve evrenler ondan meydana gelirken, nefes aldığında ise tüm evrenler yok olur ve tekrar onun bedeninde birleşir. Bu sebeple evrenler ve onların ilgili Brahmaları Maha Vişnu’nun her nefesinde yaratılır ve yok olur. Tüm döngü, Maha Vişnu’nun bir nefesi ya da Brahma’nın bir yaşam süresi 310 trilyon güneş yılıdır. Şrimad Bhagavatam’a göre günümüzde Brahma’nın yaşamının yarısı geçmiştir. Yani, bu evren bütün türleriyle beraber 155 trilyon yıldır mevcuttur.
Yaradılışın Vedik versiyonu ile diğer versiyonlar arasında hem teistik hem de atesitik bakımdan bir çok çelişki vardır. Bhagavatam ve diğer Vedik metinleri zamanın evren ve Yüce Rab ile ilişkisi, her bir maddi elementin gelişimi ve rolü, yer çekiminin orijini ve yaradılış hakkında bir çok diğer detayı analiz eder. Vedalar her adımda yaratıcı yöntem anlayışı hakkında sıra dışı bir anlayış ortaya çıkarır.
Bir çok insan Vedik açıklamaların bilimsel olarak ispatlanabilip, ispatlanamayacağını tartışacaktır. Fakat hiç birisi bilimsel olarak ispatlanamaz değildir. Maha Vişnu’nun devasa suretini nasıl ispatlar ya da ispatlayamazsınız ki?
En azından neden Vedik metinleri bir kanıt olarak düşünmeyelim? En eski, en çok bilgi içeren ve içeriği en zengin bilgileri içeriyor. Sadece yaratılış hakkında bilgi vermiyor aynı zamanda insanlığın ihtiyacı olan tüm konularda; ilaç ekonomi, vs vs bilgi veriyor. Sadece kapsamlı doğasıyla bile Vedik edebiyatı her alanda araştırmacı tarafından ciddi çalışmaları hak ediyor..
Krişna’nın adananları Vedik demeçleri kanıt, “aksiyomatik gerçek” olarak kabul ederler. Çünkü, Vedaların yazarı Kirşna’dır. Bhagavad Gita’da Krişna der ki: “Vedaların tümüyle birlikte, Ben bilinirim. Kesinlikle, ben Vedanta’nın derleyicisiyim ve Vedaları bilenim.” En azından adananlar için Mutlak Hakikat tarafından söylenen sözler mükemmel kanıtlardır.

Sevgiyle kalın…
Nrsimha Krsna das

Salı, Mayıs 01, 2012

Hayata Kuş Bakışı Bakabilmek


Bir sabah işe giderken araba kullandığınızı gözünüzün önüne getirin. Trafiğin en yoğun saatlerinde çok kalabalık bir caddeye giriyorsunuz. Hava çok sıcak. Etrafınızda insanlar çılgınlar gibi saga sola hızla hareket ediyorlar. Korna sesleri insan seslerine karışmış ve inanılmaz bir gürültü kirliliği var. Yavaş yavaş ilerleyen trafik ilerideki arızalı bir araç yüzünden durma noktasına geliyor. Hayır ya! Yine mi? Frenlere basan şöforler, korna sesleri işe yine geç kalıyorsunuz.
Duygularınızı kontrol etmek için uğraşırken üstünüzden geçen uçakların sesiyle dikkatinizi gök yüzüne çeviriyorsunuz. Uçak çabucak gözden kayboluyor fakat ardındaki muazzam güzellikteki mavi gökyüzü gözünüze takılıyor. Havada özgürce uçan martıları görüyorsunuz. Bazıları kanatlarını hızla çırpıyor, bazıları da kanatlarını sabitlemiş havada süzülüyorlar. İlginç şekilli bulutlara bakarken derin bir nefes alıyorsunuz. Görüntünün muhteşemliği sizi uzun zamandır hissetmediğiniz bir huzur hissi ile dolduruyor. Bu eşsiz değerdeki anın geçişinde kalbiniz doğanın zerafetiyle huzur buluyor. Kendinizi huzur ve dinginliği deneyimlerken buluyorsunuz. Nefesinizin derinleştiğini ve kaslarınızın gevşediğinizi hissederek, araba koltuğunda stresten kasılmış bedeniniz rahat bir pozisyon alıyor.

Ve bütün bunlar size aslında yoğun bir trafikte sıkışmış olduğunuzu hatırlatıyor. Etrafınızdaki kaosu incelediğinizde garipseyerek çok sakin hissediyorsunuz. Sanki havada uçuşan martılardan birisiniz de aşağıdaki kaosa bakıyormuşsuz….
 
Önünüzdeki araçlar hareket etmeye başlıyor, sizde gaza basıyorsunuz yavaş yavaş. Trafikten kurtuluyorsunuz fakat biliyorsunuz ki hayatınıza giren yeni ve harika bir şey var. Hayata kuş bakışı bakabilmeyi keşfederek müthiş bir güçlü hissdiyorsunuz. Kendi kendinize her ne zaman bir zorlukla karşılaşırsanız buna kuş bakışı bakacağınıza söz veriyorsunuz.

Üzerinde kontrol gücümüzün olmadığı dünyevi veya kişisel tahmin edilemez olaylarla karşılaştığımızda kendimizi güçsüz hissedebiliriz. Böyle durumlarda kendimizi bıraktığımızda bu stresin altında ezilebiliriz. Diğer taraftan, zor durumlarda olayın içinden çıkabilip kuş bakışı bakabilirsek kesinlikle çok farklı duygularla, güçlenerek zorlukları atlatabiliriz. Tıpkı sıkışan bir trafik gibi; rahatsızlık verebilir ama sonsuza kadar sürmeyecektir.

İlaveten, Buddha’nın bir sözünü hatırlatmak isterim: Asla acı çekmemek, asla kutsanmamaktır." Zor durumlarda sabır, hoşgörü ve birçok iyi nitelikler geliştirebiliriz.

Sevgilerimle,
Nrsimha Krsna das (Serhat) 

Pazar, Mart 18, 2012

Mayapur Seyahati 2012

İlk seyahatimi 2006 yılının Mart ayında yapmıştım bu gizemli ülkeye. Sonrasında benim için vazgeçilmez bir tutku olmuştu Hindistan seyahatleri. Özellikle de Mayapur ve Vrindavan şehirlerine olanlar. Her ziyaretim öncesi duyduğum heyecan, tutku ve ilahi topraklarla kavuşma özlemi katlanarak büyüyor. Bunu bu seyahatimde fark ettim. Aslında Hindistan değil beni çeken, ilahi topraklarda adananlarla birlikte o büyük coşkuyu yaşamak sanırım. Bu sene yola çıkarken yanımda Gaura Şakti Prabhu'nun da olması daha da bir heyecanlandırmıştı belki beni. Spiritüel yaşamımda çok özel bir yeri olan şikşa gurum... Bu sene buradan toplam beş kişilik bir topluluk ile yola çıktık. Yolculuk Kalkuta'ya kadar çok güzel oluyor her zaman. Delhi'de Krisna Caran Prabhu ile bulustuk. Havalimanlarında fazla beklemeden Kalkuta havalimanına vardık. Kalkuta - Mayapur yolu ise maceralarla dolu bir yol. İnsanların Hindistan'da çok iyi araba kullandıklarını söyleyemem. Trafik tam bir keşmekeş. Bizim gittiğimiz yol ise şehirden küçük bir kasabaya giden iki şerit gidiş-geliş bir yol ve herkes bir birini sollamaya pardon trafik tersten akıyor sağlamaya çalışıyor. Bu da çok heyecanlı enstantaneler ile karşılamanıza neden olabiliyor. Yolun bu kısmı fazlasıyla heyecanlı. Hele hele ilk defa gidenler için fazlasıyla korkutucu olabilir. :) Ama gideceğimiz destinasyona yaklaştıkça beliren resimli tabelalar (Iskcon Mayapur) heyecanımı dindiren görüntüler oluyor her defasında. Kaldığımız yer Iskcon'un merkezi kabul edilen Mayapur kampüsü.  www.mayapur.com Kampüs içinde çeşitli konaklama yerleri var. Fakat festival zamanı bütün dünyadan adananlar geldiği için kampüs içinde kalacak yer bulmak gerçekten çok zor. Biz bu ziyaretimizde Goşhala'nın tam karşısında yer alan Vaişnava Akademi'de konakladık. Goşhala Sanskirtçe bir kelime ve inek evi demek. Mayapur'un eşsiz güzellikteki inekleriyle komşu idik. İnek evinden gelen koku zihninizi temizlemeye yetiyor. O kadar saf ve doğal ki! Seslerinden bahsetmiyorum bile. Gerçekten anlatılmaz yaşanır. 
Varış yaptığımızda hava sıcaklığı 32 C civarındaydı ve tüm seyahatimiz süresince sıcaklık 30-35 C civarında oldu. Varışımızın hemen ertesi günü Iskcon Navadwipa Mandala Parikrama başladı. Festivalin en sevdiğim bölümlerinden bir tanesi. Navadwipa dokuz tane küçük adadan oluşan bir yerdir ve her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden gelen adananlar hep beraber bu dokuz adayı yürüyerek ziyaret eder. Bu sene Iskcon parikramında yaklaşık altı bin kişi vardı ve parikrama gruplarını dörde bölmüştü oragnizasyon komitesi. Yani her bir grup yaklaşık bin beşyüz kişiden oluşuyordu. Bu dokuz adanın her birisi adanma hizmetinin dokuz yönteminden birisini temsil eder. Bu dokuz yöntemi şöyle sıralayabiliriz.

1. Duymak (sravanam)
2. Mantra söylemek (kirtanam) 
3. Hatırlamak (visnu smaranam)
4. Rabbin Lotus ayaklarına hizmet etmek (pada sevanam)
5. Murti ibadeti (arcanam)
6. Dua etmek (vandanam)
7. Talimatları yerine getirmek (dasyam)
8. Bir arkadaş olarak hizmet etmek (sakhyam)
9. Tümüyle teslimiyet (atma nivedanam)
Yürüdüğümüz topraklar Gaudiya Vaişnava geleneğine göre kutsal sayılan topraklar olduğu için bizler için bu topraklarda yürümenin verdiği huzur en üst seviylerde olur. Benim içinde çok huzurlu ve coşku dolu bir parikrama oldu. Her gün ayrı bir ada, her gün yep yeni paylaşımlar ve öğretiler. Tanımadığınız ama bakınca sanki asırlardır beraber yaşadığınız insanlarla olmanın verdiği mutluluk! Zaman kavramı yok. Sadece sevgi var, aşk var, kirtan var! Hare Krişna Hare Krişna Krişna Krişna Hare Hare Hare Rama Hare Rama Rama Rama Hare Hare. Tam bir hafta süren inanılmaz bir deneyim altı bin kişilik grubun Caitanya Mahaprabhu'nun belirdiği kutsal yer Yogapit'te kucaklaşmasıyla son buldu.  Aslında bu ziyaretimizin amacı Gaura Purnima festivali yani Caitanya Mahaprabhu'nun beliriş günü kutlaması idi ve zaman yaklaştıkça herkesin heyecanı daha da artıyordu. Şrila Prabhupada'nın festivaller hakkında şöyle bir konuşması aklım geldi yazarken: "-Utsava priya manavha- diye bir söylem vardır. İnsanlar festivalleri severler. Festivallere olan merakımız bize bir mirastır çünkü Spiritüel Dünya'da her gün bir festival, her adım dans ve her söz şarkıdır." Yaşadıklarımızı çok güzel özetleyen bir açıklama. Parikrama mabede müthiş coşkulu bir kirtan ile döndü. Mabedde kirtan, dans ve coşku saatlerce devam etti. 
Kalan bir haftalık sürede her gün ayrı bir festival vardı. kampüs içinde kutlamalar devam etti. 

- Radha Madhava Bot Festivali
- Şantipur Festivali 
- Ganga Puja
- Ratha Yatra Festivali 
- Gaura Purnima Festivali 
- Jagannath Misra'nın Ziyafeti 

Yani anlayacağınız her günümüz neşe dolu geçti. Ganj'ın kutsal sularında ve kenarında geçirdiğimiz vakitler zaman kavramının yok olduğu anlardı. Tıpkı Bhaktivinode Thakur'un evini ziyaretimizdeki japa meditasyonumuzdaki gibi. Zaman kavranamaz şekilde hem çabuk, hem de çok yavaş ilerliyordu.  Sabah 03.30 da derin meditasyon ile başlayan günlerimiz 21.30 civarı odalarımızda son buluyordu. 
Festivalin en güzel taraflarından birisi de Manevi Öğretmenim HH Şivarama Swami ile buluşmamızdı. Dönmemize yakın bir zaman kala kendisi bir kaç Macar adanan ile birlikte Mayapur'a geldi. Çok özel anlar yaşadık. Akşamları teras bhajanları ise muhteşemdi. İlk akşam bhajanını siz de dinleyebilirsiniz. Bu siteden dilediğiniz gibi hem ücretsiz indirebilirsiniz, hem de online dinleme şansınız olur.  http://www.sivaramaswami.com/en/2012/03/07/first-evenings-bhajans-in-mayapura/

Ayrılık vakti geldiğinde ise coşku yerini hüzüne bıraktı. 15 günlük seyahatimiz benim için fazlasıyla kısaydı. İstanbul'a döndüğümüzde bizi karlı bir hava karşılamıştı ve yaklaşık otuz derecelik sıcaklık farkı ciddi bir adaptasyon problemi doğurmuştu. Gelişimiz üzerinden bir hafta geçti ve daha yeni yeni kendime gelebiliyorum. Bir sonraki yıl bu toprakları tekrar ziyaret edebilme umuduyla yaşıyorum. Belki seneye siz de bana eşlik eder, bu tarifsiz deneyimi yaşama şansına sahip olursunuz...   

Hare Krişna!

Cumartesi, Şubat 11, 2012

Sürpriz Parti


Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü sevgili arkadaşımız Semra’nın doğum günüydü. Kendisine Pazar günü Govinda Istanbul’daki program sonrası sürpriz bir parti yapma arzum vardı. Hediyesini daha önceden kurgulamıştım. Kocaman bir vegan lazanya. Yalnız tek problem daha önce hiç lazanya pişirmemiş olmamdı. İnternette tarifler aradım tüm hafta ve Cihangir’de Ecolife isimli organik ürünler satan işletmenin sahibi Tarkan bana harika bir lazanya tarifi gönderdi. Her Pazar 11:30-13:00 arası Bakırköy’de çok şirin ve sıcak bir yoga merkezine gidiyoruz. Shanti Yoga Merkezi arkadaşlarımız Ebru ve Rishi’nin işlettiği harika bir mekan. Lazanyayı sabah yogaya gitmeden hazırlamak istiyordum çünkü yogadan geldikten sonra Semra ve eşi Mehmet Ali bize lazanya yemeye gelecekti. Bir yandan da Emil akşam Govinda’da keseceğimiz sürpriz vegan pastayı hazırlıyordu. İki kişi mutfakta sıkı bir çalışma içindeydik. Saat 10:50 gibi vegan lazanyam hazırdı. Emil’de iki adet vegan pastalarımızı hazırlamıştı.
Dışarı çıktığımızda harika bir hava bizi bekliyordu. Karlı ve soğuk günlerden sonra müthiş bir bahar sabahı gibiydi. Güneşi böyle görmek çok mutluluk vericiydi. Hemen aklıma o günün ne kadar hayırlı bir gün olduğu geldi. Nityananda Troyadasi idi ve içimde müthiş bir coşku ve mutluluk vardı. Akşam yapacağımız bhajanları düşünmeye başlamıştım. Yoga’dan geldikten sonra afiyetle yedik lazanyamızı. İlk defa doğum günü hediyesi olarak bir yemek pişirmiştim. Ama çok mutlu oldum.

Akşam program harika geçti. Bitmesini istemediğimiz uzun bhajanların içinde aşk ile dolduk. Gecenin sonunda Semra çok şaşırmıştı. Çünkü gerçekten sürpriz olmıştu. Programa gelenlerle birlikte kutladık. May you never take birth again... May you never take birth again... Hare Krişna to you! Hare Krişna to youuuu... Govinda İstanbul ekibimizin annesi, kardeşi, aşçısı, sevgi kelebeği ve saf kalpli güzel arkadaşı. Seni seviyoruz...