Salı, Mayıs 01, 2012

Hayata Kuş Bakışı Bakabilmek


Bir sabah işe giderken araba kullandığınızı gözünüzün önüne getirin. Trafiğin en yoğun saatlerinde çok kalabalık bir caddeye giriyorsunuz. Hava çok sıcak. Etrafınızda insanlar çılgınlar gibi saga sola hızla hareket ediyorlar. Korna sesleri insan seslerine karışmış ve inanılmaz bir gürültü kirliliği var. Yavaş yavaş ilerleyen trafik ilerideki arızalı bir araç yüzünden durma noktasına geliyor. Hayır ya! Yine mi? Frenlere basan şöforler, korna sesleri işe yine geç kalıyorsunuz.
Duygularınızı kontrol etmek için uğraşırken üstünüzden geçen uçakların sesiyle dikkatinizi gök yüzüne çeviriyorsunuz. Uçak çabucak gözden kayboluyor fakat ardındaki muazzam güzellikteki mavi gökyüzü gözünüze takılıyor. Havada özgürce uçan martıları görüyorsunuz. Bazıları kanatlarını hızla çırpıyor, bazıları da kanatlarını sabitlemiş havada süzülüyorlar. İlginç şekilli bulutlara bakarken derin bir nefes alıyorsunuz. Görüntünün muhteşemliği sizi uzun zamandır hissetmediğiniz bir huzur hissi ile dolduruyor. Bu eşsiz değerdeki anın geçişinde kalbiniz doğanın zerafetiyle huzur buluyor. Kendinizi huzur ve dinginliği deneyimlerken buluyorsunuz. Nefesinizin derinleştiğini ve kaslarınızın gevşediğinizi hissederek, araba koltuğunda stresten kasılmış bedeniniz rahat bir pozisyon alıyor.

Ve bütün bunlar size aslında yoğun bir trafikte sıkışmış olduğunuzu hatırlatıyor. Etrafınızdaki kaosu incelediğinizde garipseyerek çok sakin hissediyorsunuz. Sanki havada uçuşan martılardan birisiniz de aşağıdaki kaosa bakıyormuşsuz….
 
Önünüzdeki araçlar hareket etmeye başlıyor, sizde gaza basıyorsunuz yavaş yavaş. Trafikten kurtuluyorsunuz fakat biliyorsunuz ki hayatınıza giren yeni ve harika bir şey var. Hayata kuş bakışı bakabilmeyi keşfederek müthiş bir güçlü hissdiyorsunuz. Kendi kendinize her ne zaman bir zorlukla karşılaşırsanız buna kuş bakışı bakacağınıza söz veriyorsunuz.

Üzerinde kontrol gücümüzün olmadığı dünyevi veya kişisel tahmin edilemez olaylarla karşılaştığımızda kendimizi güçsüz hissedebiliriz. Böyle durumlarda kendimizi bıraktığımızda bu stresin altında ezilebiliriz. Diğer taraftan, zor durumlarda olayın içinden çıkabilip kuş bakışı bakabilirsek kesinlikle çok farklı duygularla, güçlenerek zorlukları atlatabiliriz. Tıpkı sıkışan bir trafik gibi; rahatsızlık verebilir ama sonsuza kadar sürmeyecektir.

İlaveten, Buddha’nın bir sözünü hatırlatmak isterim: Asla acı çekmemek, asla kutsanmamaktır." Zor durumlarda sabır, hoşgörü ve birçok iyi nitelikler geliştirebiliriz.

Sevgilerimle,
Nrsimha Krsna das (Serhat) 

Pazar, Mart 18, 2012

Mayapur Seyahati 2012

İlk seyahatimi 2006 yılının Mart ayında yapmıştım bu gizemli ülkeye. Sonrasında benim için vazgeçilmez bir tutku olmuştu Hindistan seyahatleri. Özellikle de Mayapur ve Vrindavan şehirlerine olanlar. Her ziyaretim öncesi duyduğum heyecan, tutku ve ilahi topraklarla kavuşma özlemi katlanarak büyüyor. Bunu bu seyahatimde fark ettim. Aslında Hindistan değil beni çeken, ilahi topraklarda adananlarla birlikte o büyük coşkuyu yaşamak sanırım. Bu sene yola çıkarken yanımda Gaura Şakti Prabhu'nun da olması daha da bir heyecanlandırmıştı belki beni. Spiritüel yaşamımda çok özel bir yeri olan şikşa gurum... Bu sene buradan toplam beş kişilik bir topluluk ile yola çıktık. Yolculuk Kalkuta'ya kadar çok güzel oluyor her zaman. Delhi'de Krisna Caran Prabhu ile bulustuk. Havalimanlarında fazla beklemeden Kalkuta havalimanına vardık. Kalkuta - Mayapur yolu ise maceralarla dolu bir yol. İnsanların Hindistan'da çok iyi araba kullandıklarını söyleyemem. Trafik tam bir keşmekeş. Bizim gittiğimiz yol ise şehirden küçük bir kasabaya giden iki şerit gidiş-geliş bir yol ve herkes bir birini sollamaya pardon trafik tersten akıyor sağlamaya çalışıyor. Bu da çok heyecanlı enstantaneler ile karşılamanıza neden olabiliyor. Yolun bu kısmı fazlasıyla heyecanlı. Hele hele ilk defa gidenler için fazlasıyla korkutucu olabilir. :) Ama gideceğimiz destinasyona yaklaştıkça beliren resimli tabelalar (Iskcon Mayapur) heyecanımı dindiren görüntüler oluyor her defasında. Kaldığımız yer Iskcon'un merkezi kabul edilen Mayapur kampüsü.  www.mayapur.com Kampüs içinde çeşitli konaklama yerleri var. Fakat festival zamanı bütün dünyadan adananlar geldiği için kampüs içinde kalacak yer bulmak gerçekten çok zor. Biz bu ziyaretimizde Goşhala'nın tam karşısında yer alan Vaişnava Akademi'de konakladık. Goşhala Sanskirtçe bir kelime ve inek evi demek. Mayapur'un eşsiz güzellikteki inekleriyle komşu idik. İnek evinden gelen koku zihninizi temizlemeye yetiyor. O kadar saf ve doğal ki! Seslerinden bahsetmiyorum bile. Gerçekten anlatılmaz yaşanır. 
Varış yaptığımızda hava sıcaklığı 32 C civarındaydı ve tüm seyahatimiz süresince sıcaklık 30-35 C civarında oldu. Varışımızın hemen ertesi günü Iskcon Navadwipa Mandala Parikrama başladı. Festivalin en sevdiğim bölümlerinden bir tanesi. Navadwipa dokuz tane küçük adadan oluşan bir yerdir ve her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden gelen adananlar hep beraber bu dokuz adayı yürüyerek ziyaret eder. Bu sene Iskcon parikramında yaklaşık altı bin kişi vardı ve parikrama gruplarını dörde bölmüştü oragnizasyon komitesi. Yani her bir grup yaklaşık bin beşyüz kişiden oluşuyordu. Bu dokuz adanın her birisi adanma hizmetinin dokuz yönteminden birisini temsil eder. Bu dokuz yöntemi şöyle sıralayabiliriz.

1. Duymak (sravanam)
2. Mantra söylemek (kirtanam) 
3. Hatırlamak (visnu smaranam)
4. Rabbin Lotus ayaklarına hizmet etmek (pada sevanam)
5. Murti ibadeti (arcanam)
6. Dua etmek (vandanam)
7. Talimatları yerine getirmek (dasyam)
8. Bir arkadaş olarak hizmet etmek (sakhyam)
9. Tümüyle teslimiyet (atma nivedanam)
Yürüdüğümüz topraklar Gaudiya Vaişnava geleneğine göre kutsal sayılan topraklar olduğu için bizler için bu topraklarda yürümenin verdiği huzur en üst seviylerde olur. Benim içinde çok huzurlu ve coşku dolu bir parikrama oldu. Her gün ayrı bir ada, her gün yep yeni paylaşımlar ve öğretiler. Tanımadığınız ama bakınca sanki asırlardır beraber yaşadığınız insanlarla olmanın verdiği mutluluk! Zaman kavramı yok. Sadece sevgi var, aşk var, kirtan var! Hare Krişna Hare Krişna Krişna Krişna Hare Hare Hare Rama Hare Rama Rama Rama Hare Hare. Tam bir hafta süren inanılmaz bir deneyim altı bin kişilik grubun Caitanya Mahaprabhu'nun belirdiği kutsal yer Yogapit'te kucaklaşmasıyla son buldu.  Aslında bu ziyaretimizin amacı Gaura Purnima festivali yani Caitanya Mahaprabhu'nun beliriş günü kutlaması idi ve zaman yaklaştıkça herkesin heyecanı daha da artıyordu. Şrila Prabhupada'nın festivaller hakkında şöyle bir konuşması aklım geldi yazarken: "-Utsava priya manavha- diye bir söylem vardır. İnsanlar festivalleri severler. Festivallere olan merakımız bize bir mirastır çünkü Spiritüel Dünya'da her gün bir festival, her adım dans ve her söz şarkıdır." Yaşadıklarımızı çok güzel özetleyen bir açıklama. Parikrama mabede müthiş coşkulu bir kirtan ile döndü. Mabedde kirtan, dans ve coşku saatlerce devam etti. 
Kalan bir haftalık sürede her gün ayrı bir festival vardı. kampüs içinde kutlamalar devam etti. 

- Radha Madhava Bot Festivali
- Şantipur Festivali 
- Ganga Puja
- Ratha Yatra Festivali 
- Gaura Purnima Festivali 
- Jagannath Misra'nın Ziyafeti 

Yani anlayacağınız her günümüz neşe dolu geçti. Ganj'ın kutsal sularında ve kenarında geçirdiğimiz vakitler zaman kavramının yok olduğu anlardı. Tıpkı Bhaktivinode Thakur'un evini ziyaretimizdeki japa meditasyonumuzdaki gibi. Zaman kavranamaz şekilde hem çabuk, hem de çok yavaş ilerliyordu.  Sabah 03.30 da derin meditasyon ile başlayan günlerimiz 21.30 civarı odalarımızda son buluyordu. 
Festivalin en güzel taraflarından birisi de Manevi Öğretmenim HH Şivarama Swami ile buluşmamızdı. Dönmemize yakın bir zaman kala kendisi bir kaç Macar adanan ile birlikte Mayapur'a geldi. Çok özel anlar yaşadık. Akşamları teras bhajanları ise muhteşemdi. İlk akşam bhajanını siz de dinleyebilirsiniz. Bu siteden dilediğiniz gibi hem ücretsiz indirebilirsiniz, hem de online dinleme şansınız olur.  http://www.sivaramaswami.com/en/2012/03/07/first-evenings-bhajans-in-mayapura/

Ayrılık vakti geldiğinde ise coşku yerini hüzüne bıraktı. 15 günlük seyahatimiz benim için fazlasıyla kısaydı. İstanbul'a döndüğümüzde bizi karlı bir hava karşılamıştı ve yaklaşık otuz derecelik sıcaklık farkı ciddi bir adaptasyon problemi doğurmuştu. Gelişimiz üzerinden bir hafta geçti ve daha yeni yeni kendime gelebiliyorum. Bir sonraki yıl bu toprakları tekrar ziyaret edebilme umuduyla yaşıyorum. Belki seneye siz de bana eşlik eder, bu tarifsiz deneyimi yaşama şansına sahip olursunuz...   

Hare Krişna!

Cumartesi, Şubat 11, 2012

Sürpriz Parti


Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü sevgili arkadaşımız Semra’nın doğum günüydü. Kendisine Pazar günü Govinda Istanbul’daki program sonrası sürpriz bir parti yapma arzum vardı. Hediyesini daha önceden kurgulamıştım. Kocaman bir vegan lazanya. Yalnız tek problem daha önce hiç lazanya pişirmemiş olmamdı. İnternette tarifler aradım tüm hafta ve Cihangir’de Ecolife isimli organik ürünler satan işletmenin sahibi Tarkan bana harika bir lazanya tarifi gönderdi. Her Pazar 11:30-13:00 arası Bakırköy’de çok şirin ve sıcak bir yoga merkezine gidiyoruz. Shanti Yoga Merkezi arkadaşlarımız Ebru ve Rishi’nin işlettiği harika bir mekan. Lazanyayı sabah yogaya gitmeden hazırlamak istiyordum çünkü yogadan geldikten sonra Semra ve eşi Mehmet Ali bize lazanya yemeye gelecekti. Bir yandan da Emil akşam Govinda’da keseceğimiz sürpriz vegan pastayı hazırlıyordu. İki kişi mutfakta sıkı bir çalışma içindeydik. Saat 10:50 gibi vegan lazanyam hazırdı. Emil’de iki adet vegan pastalarımızı hazırlamıştı.
Dışarı çıktığımızda harika bir hava bizi bekliyordu. Karlı ve soğuk günlerden sonra müthiş bir bahar sabahı gibiydi. Güneşi böyle görmek çok mutluluk vericiydi. Hemen aklıma o günün ne kadar hayırlı bir gün olduğu geldi. Nityananda Troyadasi idi ve içimde müthiş bir coşku ve mutluluk vardı. Akşam yapacağımız bhajanları düşünmeye başlamıştım. Yoga’dan geldikten sonra afiyetle yedik lazanyamızı. İlk defa doğum günü hediyesi olarak bir yemek pişirmiştim. Ama çok mutlu oldum.

Akşam program harika geçti. Bitmesini istemediğimiz uzun bhajanların içinde aşk ile dolduk. Gecenin sonunda Semra çok şaşırmıştı. Çünkü gerçekten sürpriz olmıştu. Programa gelenlerle birlikte kutladık. May you never take birth again... May you never take birth again... Hare Krişna to you! Hare Krişna to youuuu... Govinda İstanbul ekibimizin annesi, kardeşi, aşçısı, sevgi kelebeği ve saf kalpli güzel arkadaşı. Seni seviyoruz...

Cumartesi, Ocak 28, 2012

Khichari Tarifi


Bugün sabah çok güzel bir kahvaltı yaptım. Genellikle kahvaltılarımda tükettiğim hazırlanışı çok basit Khichari veya mercimek ve basmati pirinci yemeğini paylaşmak istiyorum.

Khichari ("kitch-eri" olarak telaffuz edilir) ve özellikle veganlar için önemli bir yemek olduğunu düşünüyorum. Khichari aynı zamanda Ayurveda’ya göre Sattva yiyecek olarak da bilinir. Sattvik yiyecekler saf ve sağlığa yararlıdır. Beden ve zihin için bir denge unsurudur. Ayrıca, kolayca hazmedilir ve emilirler.
Özellikle bu tarifi mevsim değişimlerinde tüketmek iyidir. Bütün gün ihtiyacınız olan proteini tek öğünde alabilirsiniz.

Khichari hakkındaki en harika şey istediğiniz şekilde baharat ve
sebzelerle kendi tarifinizi geliştirebilmenizdir. Siz de öyle yapabilirsiniz. Benim favorim aşağıdaki gibi ve tarif 4-6 kişiliktir.

Malzemeler:

    125 gr yıkanmış ve süzülmüş sarı mercimek
    1 ½ litre su
    1 tane defne yaprağı
    ½ çorba kaşığı rendelenmiş taze zencefil
    1 küçük tohumları ayıklanmış ve doğranmış yeşil biber
    ½ çay kaşığı zerdeçal
    2 çay kaşığı kişniş
    250 gram basmati veya yasemin pirinci
    250 gram seçiminize göre küp küp doğranmış karnabahar,
    patates, brokoli vs..
    2 adet doğranmış olgun domates
    1½ çay kaşığı tuz
    2 çorba kaşığı zeytin yağı
    2 çay kaşığı kimyon tohumu
    Birkaç adet köri yaprağı
    ½ çay kaşığı hing (şeytan tersi)
    Sunum için kesilmiş limon  

Hazırlanışı:

Büyükçe bir tencerede mercimekler, su, defne yaprağı, zencefil,
biber, zerdeçal ve kişnişi kaynatın. Su kaynamaya başlayınca ateşin
altını kısın ve tencerenin kapağını kapatarak 15 dakika boyunca
pişirin. (Mercimekler kırılmaya başlayıncaya kadar.)
Sonra pirinç, sebzeler, domates ve tuzu ekleyin ve karıştırarak
karışımın tekrar kaynamasını bekleyin. Kaynama başlayınca ateşin
altını kısın ve tencerenin kapağını tekrar kapatın. Ara sıra
karıştırarak 15 dakika daha pişirmeye devam edin.(Pirinçler
yumuşamaya başlayıncaya kadar.)

Masalanın hazırlanması:

Zeytin yağını küçük bir tavada ısıtın. Kızaran yağa kimyon
tohumlarını atın ve kimyonlar hafif kahverengileşinceye kadar
kızartın ve köri yapraklarını ekleyin. ( dikkat edin yapraklar
çatırdayabilir) Hingi de ekledikten sonra tavayı havada döndürün ve
bu karışımı khicharinin üzerine dökün. Masalayı khichari içerisinde
iyice karıştırın ve ateşin altını kısarak 5 dakika daha pişirin.
Pirinçlerin iyice yumuşadığından emin olun. Eğer sulu bir khichari
istiyorsanız tencereye azıcık kaynamış su ekleyebilirsiniz.

Afiyet Olsun!

Sevgilerimle,
Nrsimha Krişna das (Serhat) 

Çarşamba, Ocak 11, 2012

Guru Nedir?

Son zamanlarda spiritüellikle ilgili çalışmalar/gruplar çoğalmaya devam ediyor. Herkese göre bir yol mevcut. Ruh canlar karmalarına göre yaşamlarını sürdürüyor ve seçimleriyle hayatlarını şekillendirmeye devam ediyor. Başlangıcı ve sonu olmayan bir süreçte devam ettiği gibi. Bizz bhakti yoga uygulamasını takip eden adananlar için bir manevi öğretmen kabul etmek çok önemlidir. Manevi öğretmen kabul etmekle spiritüel hayatımıza yeniden başlayarak, ikinci doğumumuzu gerçekleştiririz. Fakat bu yolda da seçimlerimizi yaparken çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Birçok yolda çeşitli uygulamalar mevcuttur fakat gurunun gerçek anlamını bilmez isek spiritüel hayatımızı negatif yönde etkileyecek adımlar atabiliriz. Sanskritçe isim almak sevdası ile ya da bir moda gibi gurum falanca filanca swami demek ile atacağımız adımların ilerideki tepkimelerine de razı olmalıyız. ISKCON (Uluslararası Krişna Bilinci Topluluğu) kurucu açaryası Şri Şrimad Bhaktivedanta Swami Prabhupada Science of Self Realization (Benlik İdraki Bilimi) isimli kitabında guru nedir sorusuna çok güzel bir açıklama getirmiştir. Eğer spirtüel hayat ile ilgileniyorsanız mutlaka bu satırları okumalısınız. Sizi kesinlikle aydınlatacaktır.     
"Karmalarına göre, tüm canlı varlıklar evrenler boyunca dolaşmaktadırlar: Bazıları daha yüksek gezegensel sistemlere ve bazıları da daha düşük gezegensel sistemlere gitmektedirler. Seyahat eden milyonlarca varlık içinde, Krişna’nın lütfu ile hakiki bir manevi öğretmen ile tanışma şansını edinen kimse çok talihlidir. Böyle bir kişi, Krişna ve Manevi Öğretmenin merhametiyle, adanma hizmetinin tohumlarını elde eder. (Caitanya Caritamrita, Madhya Lila 19.151)

ŞRİLA PRABHUPADA - BENLİK İDRAKİ BİLİMİ 
2. BÖLÜM 
GURU NEDİR? 

“Cehaletin en karanlığında doğdum ve manevi öğretmenim bilginin feneriyle gözlerimi açtı. O’na hürmetlerimi sunuyorum.”

Ajnana kelimesi “cehalet” veya “karanlık” demektir.  Eğer bu odadaki bütün ışıklar kapansa ne yanımızdakinin nerede oturduğunu, ne de nerede oturduğumuzu görebilirdik. Her şey karmakarışık olurdu. Benzer şekilde, bu maddi dünyada hepimiz, tamas yani karanlık içinde yaşamaktayız. Tamas veya timira  “karanlık” demektir. Bu maddi dünya karanlıktır, bu sebepten aydınlanmak için güneş ışığına veya ay ışığına ihtiyaç duyarız. Ancak, bir başka dünya daha vardır ki, bu spiritüel dünya karanlığın ötesindedir. Bhagavad-gita (15.6)’da bu dünya Şri Krişna tarafından şöyle açıklanmıştır:

“Benim bu meskenim ne güneş,  ne ay tarafından ne de elektrikle aydınlanır. Oraya bir kere ulaşan bir daha bu maddi dünyaya geri dönmez.”

Gurunun işi, öğrencilerini karanlıktan aydınlığa götürmektir. Bir kimsenin bilgi eksikliğinden dolayı hastalık kapması gibi, günümüzde herkes cehaletten acı çekmektedir. Eğer kişi temizlik kurallarını bilmezse hangi hastalığın bulaşacağını bilemez. Buna göre, hastalık cehalet yüzünden vardır ve hasta olup acı çekeriz. Bir suçlu, “yasayı bilmiyordum” diyebilir fakat bu işlediği suça mazeret olmayacaktır. Cehalet de bir mazeret değildir. Bunun gibi ateşin yaktığını bilmeyen bir çocuk, ateşe dokunduğunda yanacaktır.  Ateş “bu daha bir çocuk ve benim yakacağımı bilmiyor” diye düşünmez.  Hayır, mazeret yoktur. Tıpkı ülke yasaları olduğu gibi, katı doğa yasaları da vardır ve bu yasalar biz bilmesek de işlemektedir. Eğer cehaletten ötürü yanlış bir şey yaparsa bunun bedelini ödemeliyiz. Yasa bunu gerektirir. Ülke yasası ya da doğa yasası olsun, yasaya aykırı davranırsak bunun acısını çekme riskini de göze almış oluruz.

Gurunun görevi bu maddi dünyada hiçbir insanoğlunun acı çekmediğini görmektir. Hiç kimse acı çekmediğini savunamaz. Mümkün değildir. Bu maddi dünyada üç çeşit ıstırap vardır. Bunlar, maddi vücut ve zihinden ortaya çıkan ıstıraplar, diğer canlı varlıklardan oluşan ıstıraplar ve doğanın güçleri tarafından ortaya çıkan ıstıraplardır. Zihinsel acı içinde olabiliriz veya sivrisinek ya da çeşitli canlıların bize verdiği rahatsızlıktan dolayı acı çekebiliriz ya da daha üst güçlerin altında acı çekebiliriz. Yağmur yağmayabilir veya seller olabilir. Çok sıcak veya çok soğuk olabilir. Doğa tarafından birçok ıstıraba maruz kalabiliriz. Böylece, maddi dünyada bu üç çeşit ıstırap mevcuttur ve herkes en az birinden, ikisinden ya da üçünden dolayı acı içindedir. Hiç kimse acıdan tamamen kurtulmuş olduğunu söyleyemez.

Öyleyse niçin canlı varlık acı çekiyor diye sorabiliriz. Cevap şudur: cehaletten. Kişi, “hata yapıyorum ve günahkar bir hayata yöneliyorum, bunun için de acı çekiyorum” diye düşünmez.  Bu sebepten, gurunun görevi, öğrencilerini cehaletten kurtarmaktır. Çocuklarımızı okula acı çekmekten kurtulmaları için göndeririz. Eğer çocuklarımız eğitim almazlarsa, gelecekte acı çekmelerinden korkarız. Guru, bu ıstırabın karanlığa benzetilen cehaletten olduğunu görür.  Karanlıktaki biri nasıl kurtarılabilir?  Işık ile. Guru, bilginin fenerini alır ve karanlıkta yaşayan canlı varlığın önüne tutar. Bu bilgi onu cehalet karanlığının acısından uzaklaştırır. Kişi, bir gurusu olmasının mutlaka gerekli olup olmadığını sorgulayabilir. Vedalar, bizi şu şekilde bilgilendirir:

“Bunları doğru anlamak için, kişi alçakgönüllülükle, Vedaları öğrenmiş ve Mutlak Hakikat’e kendini adamış bir manevi öğretmene yaklaşmalıdır.”

Vedalar bize bir guru aramayı tembihler. Esasında herhangi bir guru değil, o guruyu bulmamızı söylerler. Guru, bir tanedir çünkü gurular zincirinden gelir. Vyasadeva’nın ve Krişna’nın beş bin yıl önce öğrettikleri, bugün de öğretilmektedir. Her iki öğreti arasında hiçbir fark yoktur. Yüzlerce, binlerce açarya gelip gitmiş olsa bile mesaj tektir. Gerçek guru iki tane olamaz, çünkü gerçek guru kendinden önce gelenlerin söylediklerinden farklı bir şey söylemez. Bazı spiritüel öğretmenler “Benim kanımca şunu yapmalısın” derler, ancak bu guru değildir. Bu gibi sözde gurular sadece bir sahtekardır. Esas guru, sadece bir fikre sahiptir  ve o fikir de Krişna, Vyasadeva, Narada, Arjuna, Şri Caitanya Mahaprabhu ve de  Goswamiler tarafından dile getirilmiş olandır. Beş bin yıl önce Rab Şri Krişna Bhagavad-gita’yı konuştu ve Vyasadeva onu kaydetti. Şrila Vyɖsadeva “bu benim fikrim” demedi. Bunun yerine, “Tanrının Yüce Şahsiyeti der ki” olarak yazdı. Vyasadeva’nın yazdığı her şey orijinal olarak Tanrının Yüce Şahsiyeti tarafından söylenmiştir. Şrila Vyasadeva kendi fikrini vermemiştir.

Sonuç olarak, Şrila Vyasadeva bir gurudur. Krişna’nın sözlerini yanlış yorumlamaz, sadece anlatıldıkları gibi aynen aktarır. Telgraf gönderdiğimizde onu gönderen kişi,  düzeltmek, düzenlemek ya da ona eklemeler yapmak zorunda değildir. O sadece sunumu yapar. Gurunun işi de budur. Guru, o ya da bu kişi olabilir ama mesaj hep aynıdır; bu nedenle guru tektir denir.
Gurular zincirinde sadece aynı konunun tekrarını buluruz. Bhagavad-gita (9.34)’da Şri Krişna şöyle der:

“Zihnini her zaman Beni düşünerek meşgul et, Bana adan, itaatini sun ve Bana ibadet et. Tamamen Benle yoğrul, emin ol ki Bana geleceksin.” Bu talimatlar tüm açaryalar, Ramanujacarya, Madhvacarya ve Caitanya Mahaprabhu tarafından tekrar edilmiştir. Altı Goswamiler de aynı mesajı iletmişlerdir ve biz sadece onların ayak izlerini takip ederiz. Hiçbir fark yoktur. Krişna’nın sözlerini, “Benim fikrimce, Kurukşetra savaş alanı insan bedenini sembolize ediyor” diye yorumlayamayız. Bu gibi yorumlar alçak kimseler tarafından öne sürülür.  Dünyada kendi fikrini veren pek çok sahte guru vardır ancak biz alçaklara meydan okuyabiliriz. Bir alçak guru,  “Ben Tanrıyım” ya da, “Hepimiz Tanrıyız”  diyebilir. Bu doğru olabilir, fakat sözlükten açıp Tanrı’nın ne demek olduğunu bulmamız gerekir. Genellikle, sözlük bize Tanrı kelimesinin, En Yüce Varlık demek olduğunu söyleyecektir. Bu guruya şöyle sorabiliriz: “Sen En Yüce Varlık mısın?” Bunu anlayamazsa, o zaman, ona En Yüce’nin anlamını söylemeliyiz. Her sözlük bize en yücenin “en yüksek otorite” olduğunu söyleyecektir. O zaman da, “sen en yüksek otorite misin?” diye sorabiliriz. Böylesine bir alçak guru, kendisinin Tanrı olduğunu iddia etse bile, böyle bir soruya cevap veremez. Tanrı En Yüce Varlık ve en yüksek otoritedir. Kimse O’na eşit veya ondan yüksek değildir. Ancak En Yüce olduğunu iddia eden bir sürü guru-tanrı vardır. Bu gibi alçaklar, maddi varoluşun karanlığından kaçışımızda bize yardımcı olamazlar. Bizim karanlığımızı, spiritüel bilginin feneriyle aydınlatamazlar.

Gerçek kutsal kitaplar, gerçek bir gurunun sadece yüce guruyu, Tanrı’yı temsil ettiğini söylemektedir. Bir guru, gurular zincirinin mesajını değiştiremez.

Şunu anlamalıyız ki, Mutlak Gerçek’i bulmak için bir araştırma yürütemeyiz. Caitanya Mahaprabhu kendisi söylemiştir, “Guru Maharaj’ım, manevi öğretmenim beni gerçek bir ahmak olarak görürdü.” Gurusunun gözünde gerçek bir budala olmasına rağmen, kendisi bir guruydu. Ancak, kişi, “Ben çok ilerledim, kendi gurumdan daha iyi konuşurum” derse bir budaladan başka bir şey değildir. Bhagavad-gita (4.2)’da Şri Krişna şöyle der:

“Bu yüce bilim gurular zinciri aracılığıyla alınır ve aziz krallar da bilimi bu şekilde anlamışlardır. Ancak zaman sürecinde zincir kırılmıştır ve böylece bilim kaybolmuş gibi görünmektedir.”

Bir guruya sahip olmak sadece modaya uymak değildir. Spiritüel hayatı ciddiye alan bir kimse bir guruya ihtiyaç duyacaktır. Bir Guru, kişinin spiritüel hayatı, Tanrı’yı, doğru davranışı ve Tanrı’yla arasındaki ilişkiyi anlaması için bir gerekliliktir ve kişi bu konuda çok ciddi olmalıdır.  Bunları anlamak konusunda ciddi olduğumuzda guruya ihtiyacımız vardır. Guruya, sadece günün modası olduğu için gitmemeliyiz. Teslimiyetle gitmeliyiz, çünkü teslim olmadan hiçbir şey öğrenemeyiz. Guru’ya yalnızca meydan okumak için gidersek, hiçbir şey öğrenemeyiz.  Guruyu, Arjuna’nın, kendi gurusu Şri Krişna’yı kabul ettiği gibi kabul etmeliyiz:

“Şu an, zayıflığımdan dolayı görevim ile ilgili aklım karıştı ve tüm sükunetimi yitirdim. Bu koşulda benim için en iyi olanın ne olduğunu Sana soruyorum. Şimdi Senin öğrencinim ve Sana teslim olmuş bir ruhum. Lütfen bana rehberlik et.” (Bhagavad-gita 2.7)

Bu, bir guruyu kabul etme sürecidir. Guru, Krişna’nın ve geçmişteki  açaryaların temsilcisidir. Krişna tüm açaryaların Kendi temsilcileri olduğunu söyler; öyleyse guruya da Tanrı’ya duyulan saygı duyulmalıdır. Vişvanatha Cakravarti Thakura’nın, manevi öğretmenine olan dualarında söylediği gibi: “Kişi, manevi öğretmenin lütfüyla, Krişna’nın rahmetini kazanır.” Böylece, eğer gerçek bir guruya teslim olursak, Tanrı’ya teslim olmuş oluruz. Tanrı guruya teslimiyetimizi kabul eder.
 
Bhagavad-gita (18.66)’da Krişna şöyle buyurur:

“Dinin tüm teferruatlarını bırak ve sadece Bana teslim ol. Seni bütün günahsal tepkilerden kurtaracağım. Sakın korkma.” Bazıları buna karşı gelebilir, “Krişna nerede ki? O’na teslim olayım.” Fakat hayır, süreç önce Krişna’nın temsilcisine teslim olmak; daha sonra Krişna’ya teslim olmaktır. Şöyle denir, Guru Tanrı kadar iyidir. Guruya saygılarımızı sunduğumuz zaman, Tanrı’ya saygılarımızı sunarız. Tanrı bilincine varmaya çalıştığımız için, Tanrı’ya saygının nasıl sunulduğunu, Tanrı’nın temsilcisi yoluyla öğrenmemiz gerekir. Tüm şastralarda, guru, Tanrı kadar iyi olan olarak tarif edilir, fakat bir guru asla “Ben Tanrıyım” demez. Öğrencinin görevi Tanrı’ya hürmetlerini sunduğu gibi, guruya da aynı şekilde hürmetlerini sunmaktır lakin bir guru asla ‘öğrencilerim bana Tanrı’ya gösterdikleri aynı saygıyı gösteriyorlar; bu sebepten ben Tanrı oldum’ demez. Böyle düşündüğü anda bir hayvan olur. Vişvanatha Cakravarti der ki; kintu prabhor yaɦ priya eva tasya. Tanrı’nın en güvenilir hizmetkarı olarak, guruya Tanrı’ya sunduğumuz saygı sunulur. Tanrı her zaman Tanrı’dır, guru her zaman gurudur.  Bir davranış bilgisi olarak, Tanrı ibadet edilir Tanrı’dır, guru ise Tanrı'ya ibadet edendir (sevaka-bhagavan). Bu sebeple guruya Prabhupada diye hitap edilir. Prabhu “Rab” demektir ve pada “konum” demektir. Yani Prabhupada “Rabbin konumunu almış olan” anlamına gelir. 

Gerçekten Tanrı bilimini anlamak konusunda ciddiysek guru şarttır. Bir guruyu kabul etmiş bir kişi zekice konuşur. Hiçbir zaman anlamsız konuşmaz. Bu, onun gerçek bir guruya sahip olduğunun göstergesidir. Manevi öğretmene kesinlikle saygılarımızı sunmalıyız ama aynı zamanda da onun emirlerini nasıl yerine getireceğimizi de hatırlamalıyız. Bhagavad-gita (4.34)’da Şri Krişna'nın Kendisi guruyu arama ve ona yaklaşma metodunu bizlere anlatır:

“Hakikati yalnızca bir manevi öğretmene yaklaşarak öğrenin. Teslim olmuş bir şekilde ondan sorun ve ona hizmet edin. Benlik idrakine varmış bir ruh size bilgiyi aktarabilir çünkü Hakikati görmüştür.” İlk süreç teslim olmaktır. Yüce bir kişi bulmalı ve kendi irademizle ona teslim olmalıyız.  Şastralar, bir guruya sahip olmadan önce, ona teslim olup olamayacağımızı anlamak için onu dikkatli bir şekilde tanımamızı buyururlar. Fanatik bir şekilde hemen bir guruyu kabul etmemeliyiz. Bu çok tehlikelidir. Guru da aynı zamanda öğrencisi olmak isteyen kişiyi, uygun olup olmadığını görmek için iyice tanımalıdır. Guru ile öğrenci arasında bir ilişki kurmanın yolu budur. Her şey bize sunulmuştur ancak bu süreci ciddiye almalıyız. Ancak o zaman nasıl gerçek bir öğrenci olunacağı bize öğretilebilir. Önce gerçek bir guru bulmalı, onunla ilişki kurup ona göre davranmalıyız. O zaman, hayatımız başarılı olacaktır, çünkü guru karanlıktaki dürüst öğrencisini aydınlatabilir.

Herkes bir ahmak ve budala olarak doğar. Eğer bilgili olarak doğsaydık, okula gitmemiz neden gerekirdi? Eğer bilgiyi geliştirmezsek, hayvandan bir farkımız kalmaz. Bir hayvanın kitaplara ihtiyacı yoktur, ben guru oldum diyebilir, ancak bilim ve felsefe üzerine otorite kitaplarından çalışmadan bir kimse bilgiyi nasıl elde eder? Sahte gurular bu gibi şeyleri geçiştirmektedirler. Hepimiz ahmak ve budala olarak doğduğumuzu ve aydınlanmamız gerektiğini anlamalıyız. Hayatımızı mükemmel kılmak için bilgi edinmeliyiz. Eğer hayatımızı mükemmelleştirmezsek, yenilgiye uğramışızdır. Nedir bu yenilgi? Yenilgi, varolmanın mücadelesidir. Daha iyi bir hayat elde etmek, daha üst bir konuma sahip olmak için çalışıyoruz ve bunun için çok mücadeleler veriyoruz. Ancak gerçek anlamda daha yüksek konumun ne demek olduğunu aslında bilmiyoruz.

Maddi dünyada hangi pozisyonda olursak olalım bundan vazgeçilmelidir. İyi ya da kötü bir konumumuz olabilir; her şekilde orada sürekli kalamayız. Milyonlarca dolar kazanıp, “Şimdi daha iyi bir konumdayım” diye düşünebiliriz. Ancak küçücük dizanteri veya kolera mikrobu konumumuzu sona erdirecektir. Banka batarsa, konumumuz sona erecektir. Yani aslında maddi dünyadaki konumun hiçbir iyiliği yoktur. Bu bir oyundur. Maddi dünyada bir konuma sahip olmaya çalışanlar sonuç olarak yeniktirler çünkü daha iyi bir konum yoktur. Bhagavad-gita (14.26) daha iyi konumun ne demek olduğunu söylemektedir:

“Kendini saf adanma hizmetinin spiritüel faaliyetleriyle meşgul eden kişi, bir hamlede maddi doğanın bağlayıcı güçlerini aşarak spiritüel platforma yükselebilir.”

Bize ölümsüzlüğün bilgisini veren bir bilim dalı var mıdır? Evet, ölümsüz olabiliriz ama maddi anlamda değil. Bu bilgiyi, üniversitelerde öğrenemeyiz. Ancak, Vedik kutsal yazıtlarında ölümsüz olabileceğimizin bilgisi vardır. Daha iyi konumumuz bu ölümsüzlüktür. Artık doğum yok, ölüm yok, yaşlılık yok, hastalık yok. Yani guru büyük bir sorumluluk alır. Öğrencisine rehberlik etmeli ve onun en mükemmel konuma, ölümsüzlüğe ulaşması için iyi bir aday olmasını sağlamalıdır. Guru öğrencisini evine, Tanrı’ya geri göndermek için yetenekli olmalıdır.

Yolunuz açık olsun,
Nrsimha Krişna das (Serhat)